Yoksa Netflix televizyonu mu öldürecek?

Geçtiğimiz ay bu sayfada, ‘Organize İşler 2: Sazan Sarmalı’ filminin başlattığı tartışma vesilesiyle, sinema endüstrisinin Netflix gibi dijital platformlar karşısında ayakta kalıp kalamayacağı konusunda bir değerlendirme yapmıştık. Oysa dijital platformların yükselişi karşısında sinemadan önce televizyonun geleceğini sorgulamak daha isabetli olurdu. Çünkü Netflix, her ne kadar güçlü ve sürekli güncellenen bir film arşivine sahip olsa da ve artık aynı zamanda bir film yapımcısı olarak iddialı adımlar atsa da, daha çok bir dizi izleme platformu olarak kabul görüyor, büyük ölçüde evde izleniyor ve bu yönleriyle esasen televizyona rakip teşkil ediyor.
O halde başlangıçta sormamız gereken soruyu şimdi soralım: Yoksa Netflix ve benzeri ‘talep üzerine içerik (video-on-demand) sunan’ dijital platformlar televizyonu öldürecek mi? Yıllardır evlerimizin baş köşesine yerleştirdiğimiz, tüm oturma ve yaşama düzenimizi ona göre ayarladığımız televizyon yavaş yavaş hayatımızdan çekilecek mi?
TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜMÜN ETKİLERİ
Bu sorulara öncelikle, tüm dünyada dijital enformasyon teknolojilerinin yükselişiyle izleyici alışkanlıklarında meydana gelen genel dönüşümün yansımaları çerçevesinde yanıt verilebilir. Evet, televizyonun altın çağı sona erdi. İnsanlar artık genel içerikli kanalların önlerine koyduğu ‘dar’ izleme seçenekleriyle yetinmek istemiyor. Kişisel ilgileri çerçevesinde ‘kendi yayın akışlarını’ oluşturmayı tercih ediyorlar. Televizyon karşısına oturup uzun süre boyunca pür dikkat bir şeyler izleme devri de geride kaldı. Artık insanlar ara vere vere, içerikleri ileri geri sara sara, arada sosyal medyaya baka baka bir şeyler izliyor. Bunun için de klasik televizyon formatı pek elverişli değil.
Diğer yandan insanlar izleme keyiflerinin reklamlarla bölünmesine de razı değiller artık. Dijital izleme platformlarına ödedikleri aylık abonelik bedelleri karşılığında, reklamsız içerik tüketme konforunu satın almayı tercih ediyorlar. Bu durum, hemen olmasa bile yakın gelecekte, reklam temelli televizyon ekonomisinin sorgulanmasını da beraberinde getirecek.
Bunlar küresel çağ gerçekleri. Bir de Türkiye’ye özgü ‘televizyondan kaçıran’ gerçekler var. Her şeyden önce Türkiye hâlâ ciddi oranda bir genç nüfusa sahip ve bu genç nüfus teknoloji konusunda dünyadaki muadilleri arasında epey ileride yer alıyor. Hemen herkesin cebinde internet erişimi olan akıllı telefonlar mevcut. Televizyona karşı savaşta kullanılmak üzere tablet ve dizüstü bilgisayarlar da cephanelikte duruyor. Bu durum, özellikle genç hedef kitlenin televizyondan kaçışını hızlandırıyor. Gençler dijital platformlardan veya doğrudan internetten istedikleri içeriğe hemen ulaşabilmek ve bu içeriği istedikleri yerde izlemek istiyor.
Türkiye’nin genç izleyici kitlesi, konvansiyonel televizyon kanallarında sunulan içerikten de pek hoşnut değil. Dijital platformlarda sunulan dizi ve filmlerin kalitesi ve cazibesi, klasik televizyon yapımlarını çağdışı ve yavan kılıyor. Bir dizinin tüm sezonuna anında erişebilmek, hafta hafta yeni bölüm beklemek zorunda olmamak, sündürüle sündürüle dizinin ana süresi kadar uzatılmış önceki bölüm özetlerine maruz kalmamak gibi artılar, dijital platformların konvansiyonel televizyon karşısındaki cazibesini katlıyor.
Yeni nesil aynı zamanda, her şeyi olduğu gibi, sansürsüz ve kesintisiz izlemek istiyor. Bu imkandan mahrum kalmak istemeyenler, klasik televizyon kanallarından ardına bakmadan kaçıyor.
Nihayet televizyon formatlarının tekdüzeleşmesi ve tüm kanallarının birbirinin aynısı içerikler sunması konvansiyonel televizyonu sıkıcı hatta çekilmez kılıyor. TV8’in yayın formatında yaptığı birkaç küçük değişiklikle bile (haber bültenlerini kaldırmak, yarışmalara ve reality show’lara ağırlık vermek vs.) diğer televizyon kanallarının arasından sıyrılıp fark yaratması, çok aydınlatıcı bir örnek olarak önümüzde duruyor.
RTÜK RAPORU: DAHA AZ TV İZLİYORUZ
Bütün bunların üzerine RTÜK tarafından hazırlanan ve geçtiğimiz yılın son günlerinde açıklanan ‘Televizyon İzleme Eğilimleri 2018’ raporundaki veri, bilgi ve tahminler eklendiğinde tablo netleşiyor.
Rapora göre;
Araştırmaya katılanların yüzde 86,7’sinin televizyon izlediği, yüzde 13,3’ünün ise hiç izlemediği saptanmış.
Televizyon yayınlarını izlemediklerini belirtenlerin yüzde 42,8’inin içerikleri beğenmediğinden dolayı televizyon izlemediği ortaya çıkmış.
Yaş arttıkça aylık ortalama televizyon izlenen gün sayısının arttığı, eğitim düzeyi arttıkça bu sayının azaldığı görülmüş.
15-24 yaş grubunun akıllı telefonlarını televizyondan daha fazla izlediği ortaya çıkmış.
Rapordaki en çarpıcı bilgi ise, ortalama televizyon izleme süresinde yıllar içinde yaşanan dramatik düşüş. Buna göre Türkiye’de günlük ortalama televizyon izleme süresi 2006 yılında 5 saat 8 dakika, 2009 yılında 4 saat 23 dakika, 2012 yılında 3 saat 54 dakika iken, 2018 yılında ise 3 saat 34 dakika olarak tespit edilmiş. Bu rakam son 12 yılda televizyon izleme süresinde bir buçuk saatten fazla bir düşüş olduğu anlamına geliyor ki, bu müthiş bir değişime işaret ediyor.
Bu değişimim reklam yatırımlarına yansıması da mukadder. Nitekim Reklamcılar Derneği ve IAB verilerine göre dijital mecralara yatırılan reklam bütçelerinin toplam reklam bütçeleri içindeki payı yüzde 25’leri çoktan aşmış durumda ve bu oran büyük bir hızla artıyor. Evet, televizyon mecrası toplam reklam yatırımlarının yarısına yakın bir payla hâlâ lider durumda ancak bu liderlik esasen reklamverenlerin değişmesi zor kurumsal alışkanlıklarından kaynaklanıyor. Dijital reklamcılığın televizyon reklamcılığının önüne geçeceği günler uzak değil. Netflix’in konvansiyonel televizyonu öldürmese bile epey geri plana iteceği günler de ufukta belirmiş durumda. İzleyip göreceğiz!

Dikkat çekenler...