DARBENiN DIŞ DiNAMiKLERi BATI’NIN DERİN VE HESAPLI SUSKUNLUĞU

“Tam Bağımsızlık” ve “Hâkimiyet-i Milliye” gibi Cumhuriyetin iki temel kuruluş felsefesine sahip çıkmak uğruna hayatını kaybeden 250’den fazla masum sivil ve güvenlik görevlisinin anısına hürmeten, Batı ittifakına mensup devlet başkanlarından neredeyse hiç destek ve başsağlığı mesajı gelmedi. Buna mukabil, Türkiye en yakın ve en hızlı desteği, 70 yıldır bağlı kaldığı batı ittifakı yerine ittifak dışından, Rusya’dan, İran’dan ve Çin’den gördü. Tüm bu gelişmeler ve reaksiyonlar Batı’da Türkiye’nin varlığına karşı sistematik bir tutum ve çaba olduğuna ilişkin izlenimlerini – inkâr edilemez biçimde – pekiştiriyor

Selva Tor 

12 Mart 1947’de, ABD Başkanı Truman’ın Kongre konuşmasıyla başlayan Türkiye-Batı ittifakı belki de tarihinin en kritik dönemine girdi.
Bir süredir başta Amerikan medyası olmak üzere Batılı medya ve entelijansiyası Türkiye’nin NATO da dâhil olmak üzere Batı ile ittifakının sorgulanması gerektiğini merkez alan, Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında “köprü” rolünün belki de artık geçerli olmadığına atıf yapan görüşler dillendiriliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden yürütülen Türkiye’yi itibarsızlaştırma kampanyasının Washington merkezli ve çoğu Amerikan Devletinin istihbarat ve savunma birimleri tarafından yönetilen ve kontrol edilen düşünce kuruluşları tarafından da sahiplenilmesi, saldırının boyutunu çok daha kritik bir seviyeye taşıyor. Küresel ölçekte Türkiye’yi yalnızlaştırmak ve şeytanlaştırmak için sistematik bir çaba olduğunu teyit eden çoğu batı kaynaklı bu gelişmeler, 1947’de çimentosu atılan ittifakın ruhu ile çelişkili bir politika oluşturuyor.
Oysa Türkiye, 2017’de 70.yılını devirecek Türk-Batı ittifakına sayısız defa ve fedakârca katkıda bulunmuştu. Kore’de, Bosna’da, Afganistan’da, Somali’de ve NATO’nun dâhil olduğu tüm çatışma ve işbirliği alanlarında NATO’nun beklentilerini fazlasıyla karşılayan Türkiye’nin neden hedef tahtasında olduğunu sorgulamak gerekiyor. Hatta bu sorgulama, 1923’den bu yana bekasına karşı girişilen en büyük saldırının yapıldığı 15 Temmuz gecesi ve sonrasında Batılı başkentlerin büründüğü sessizlikle birleşince çok daha hayati bir boyut kazanıyor.
Nitekim, “Tam Bağımsızlık” ve “Hâkimiyet-i Milliye” gibi Cumhuriyetin iki temel kuruluş felsefesine sahip çıkmak uğruna hayatını kaybeden 250 den fazla masum sivil ve güvenlik görevlisinin anısına hürmeten, Batı ittifakına mensup devlet başkanlarından neredeyse hiç destek ve başsağlığı mesajı gelmedi.

Buna mukabil, Türkiye en yakın ve en hızlı desteği, 70 yıldır bağlı kaldığı batı ittifakı yerine ittifak dışından, Rusya’dan, İran’dan ve Çin’den gördü. Tüm bu gelişmeler ve reaksiyonlar Batı’da Türkiye’nin varlığına karşı sistematik bir tutum ve çaba olduğuna ilişkin izlenimlerini – inkâr edilemez biçimde – pekiştiriyor. ABD ile Türkiye arasından çatışma veya belki de NATO’dan kopuş sürecine taşıyabilecek bu kampanyanın asimetrik psikolojik harp tekniklerini andıran yapısı, ABD’nin politika yapıcılarının da benzer bir gündemi olduğuna dair şüpheleri artırıyor. Görevi 150 gün sonra devredecek Başkan Obama’nın yardımcısı Joe Biden’ın 24 Ağustos’da yapmış olduğu resmi ziyaret ve bu ziyaret sırasındaki teatral performansı, diplomasi dilinde bir özür diplomasisi olarak tanımlansa da akıllardaki gerçek soruları tam anlamıyla cevaplamaktan hayli uzak kalıyor. O halde sormak gerek: Neden?

Devamı Derin Ekonomi Dergisi Eylül 2016 sayısında…

Dikkat çekenler...