AVRUPA’NIN VAHŞİ YÜZÜ HORTLADI

AVRUPA NEREYE GİDİYOR 

11 Eylü’ün ardından bütün Avrupa kıtasını sarmaya başlayan İslamofobia, çoğunlukla AB ülkelerinin eski sömürgelerinden göç edenlerin toplumla bir türlü entegre edilememeleri sonucunda yaşanan terör eylemleri, korkuların egemen olduğu bir Avrupa’ya doğru hızla yelken açılmasına neden oldu.

Can Baydarol

epa05843195 A protester holds a placard with a picture of Turkish President Erdogan as hundreds of demonstrators protest outside the Turkish consulate in Rotterdam, the Netherlands, 11 March 2017. The protesters were demanding to see the Turkish Family Minister Fatma Betul Sayan Kaya who was barred by police from entering the Turkish consulate in Rotterdam. Earlier the day, Dutch government denied landing rights to Turkish Foreign Minister Cavusoglu who planned a speech at the consul's residence in Rotterdam.  EPA/Bas Czerwinski

Hollanda seçimleri bitti diye sevinmeyelim, daha sırada Fransa, ardından Almanya var. Kaba bir giriş analizi ile Almanya seçimleri bitene kadar Türkiye ve Türkler ne yazık ki aşırı sağın ve aşırı sağdan oy kapmaya çalışacak merkez sağın hedefinde olmaya devam edecek. Tonlar sertleşecek, ses kirliliği Avrupa sokaklarından yükselerek kulaklarımızı tırmalayacak. En büyük korku, AB ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenli insanlarımızın radikal unsurların hedef tahtasına oturması, dolayısı ile üsluba çok dikkat edilmesi gereken nazik bir dönemin içinden geçiyoruz.
Türkiye ve Türk karşıtlığı bu oy hesaplarında tutuyor mu? Ne yazık ki Hollanda seçim sonuçlarının bize gösterdiği “evet”! Hollanda Başbakanı Rutte’nin Hollanda seçimlerinden önceki en büyük korkusu şüphesiz aşırı sağcı/ırkçı Wilders’e birinci parti olma özelliğini kaybetmekti. Bu korkunun bize yaşattıklarını hep birlikte diplomatik her türlü teamülü aşan bir korku filmi izlercesine izledik. Sonuçta Rutte kazandı kazanmasına ama, hepimizin hafızasına iç hesapların dış hesaplarla karıştırılmasının ne tür sonuçlara yol açabileceğine dair özgün bir öğreti kazındı. Türkiye – Hollanda ilişkileri bir yana, Türkiye – AB ilişkileri de süreçten derin bir yara aldı. İlişkilerde ne zaman ve nasıl bir iyileşme sağlanır bilinmez, ancak kesin olan şey çok kısa vadede her şeyin eskisi gibi olacağını bile beklemek aşırı iyimserlik olur.
Peki özgürlüklerin, hoşgörünün, demokrasinin, hukukun, kısaca insanı insan yapan bütün değerlerin beşiği olduğu iddiasındaki Avrupa bu hale nasıl geldi? Esasen bu tartışmayı yapmadan kehanette bulunmak, sorunun çözümüne değil, çözümsüzlüğe bir tuğla taşı daha koymak anlamına geliyor. O zaman bazı temel soruları sormaya ve kısaca açıklamaya gayret gösterelim.
AB NE ZAMAN VE NASIL RAYINDAN ÇIKTI?
1950’li yıllar boyunca ilk temellerini atan ve Soğuk Savaş döneminin hiç kuşkusuz en başarılı siyasi hedefi olan bir ekonomik entegrasyon süreci niteliğindeki Avrupa Toplulukları en büyük yarayı 1973 yılında İngiltere’nin Topluluklara katılması ve ardından da 1979’da Thatcher’ın İngiltere’de iktidara gelmesi ile alacaktı. Ekonomik entegrasyon sürecinde Bretton-Woods sisteminin çökmesi, Petrol Krizleri ile ilk gerilemeleri yaşayan AT, Thatcher’ın monetarist politikalarının bütün Avrupayı kaplaması ile birlikte sosyal Avrupa olmayı bir yana bırakacak, giderek kapitalizmin en acımasız yüzünü gösterdiği AB’ye doğru ilerlemeye başlayacaktı.

Devamı Derin Ekonomi Dergisi Nisan 2017 sayısında….

Dikkat çekenler...