DEMiR TAHT’A UZANAN MARKALAR

Yakın zamana kadar diziler, ‘sinemanın ucuzu’ diye hakir görülürdü –dizilere bu gözle bakanların soyu bugün de tükenmiş değil aslında. Oysa bu dev endüstri, son dönemde göz kamaştıran bir nitelik sıçramasına imza attı. Artistik kalite öyle bir seviyeye ulaşmış durumda ki, günümüzün ‘görüntüyle hikaye anlatma’ şaheserlerini artık sinema kadar, hatta ondan da önce diziler dünyasında aramak gerekiyor. Breaking Bad, Better Call Saul gibi dizilerin sinematografik kalibresine, Six Feet Under’ın felsefi derinliğine, The Wire’ın yakıcı sahiciliğine, The Sopranos’un gerçekçilikle istihzayı harmanlayan eşsiz tadına, House of Cards’daki politik cesarete, Westworld’deki hayal gücü ve felsefeye, Black Mirror’daki ürpertici (ve aslında kuvvetle muhtemel) gelecek senaryolarına ve nihayet Game of Thrones’daki tarihle Ortaçağ sagalarını kaynaştıran müthiş hikaye anlatımına bugünlerde çok az sinema filminde rastlayabiliyoruz 

Aşkın Baysal 

game-of-throne-1024x574-1024x574

TEKNİK ÜSTÜNLÜKLER

Diziler bazı teknik üstünlükleriyle de sinema eserlerinin önüne geçebiliyorlar. Her şeyden önce hikayeyi serimlemek, olayları detaylandırmak, bu arada karakterleri derinleştirip hikaye içindeki
dönüşümlerini çok daha inandırıcı bir şekilde izleyiciye aktarmak için, sinema filmlerine nazaran çok daha uzun bir süre avantajına sahipler. Hikayenin bölüm bölüm sunulması da, hem olay
ve karakter gelişimini heyecan içinde yansıtmak, hem de izleyicinin merak ve ilgisini diri tutmak açısından büyük bir kolaylık sağlıyor. Sezon araları ise, yine merakı canlı tutmak ve büyük değişimlerin izleyici tarafından sindirilmesine imkan sağlamak için benzersiz bir avantaj sunuyor.
Tüm bu janr üstünlükleriyle dizi sektörü, çok parlak bir performans sergilediği gibi, gelecek için de çok şey vaat ediyor. Özellikle Netflix gibi platformların dünya çapında yaygınlaşması ve bu platformların kendi dizilerini üretmeye büyük bir heves duyması, endüstrinin parlak geleceğini garantiye alan çok ciddi bir faktör olarak önümüzde duruyor.
Bu yüksek performans ve parlak gelecek, büyük hikaye anlatıcılarının yanısıra büyük yıldızları da cezbediyor. Bugün Stephen King (bkz. Stranger Things veya 11.22.63) ve George RR Martin (bkz. Game of Thrones) gibi yüksek kalibreli hikaye anlatıcıları kadar, Anthony Hopkins (bkz. Westworld), Kevin Spacey (bkz. House of Cards) ve James Franco (bkz. 11.22.63) gibi üst düzey sinema starlarını da dizi kadrolarında görmek mümkün.
Tüm bu bileşenlerin toplamıyla ortaya çıkan yüksek kaliteli diziler, izleyiciden de iltifat görüyorlar ve ciddi bir popülarite elde ediyorlar. Öyle ki bazı kült dizilerin sezon başlangıçları, sezon finalleri ya da finalleri gündemi epey meşgul edebiliyor, insanlar dertlerini tasalarını bırakıp sokakta, işte, sosyal medyada, her yerde sürekli bu diziler hakkında konuşabiliyor.
Dizi aleminin son dönemdeki en kült işlerinin başında ise, hiç kuşkusuz Game of Thrones yer alıyor. Dünya çapında büyük bir izleyici kitlesinin iştiyakla beklediği serinin 7. sezonu geçtiğimiz günlerde başladı. Dizinin hayranları her sezon öncesinde olduğu gibi bu sefer de, sosyal medyada büyük bir heyecan yarattı, bu heyecan konvansiyonel medyaya da bol bol yansıtıldı.
Son dönemde genel olarak dizi endüstrisinin eriştiği düzeyden bağımsız olarak değerlendirildiğinde bile, Game of Thrones gerçekten büyük, çok büyük bir yapım! Bir popüler kültür ürününün ‘büyük’ bir iş olduğunu anlamak kolaydır. Söz konusu işin etkisi diğer işlere, onun da ötesinde diğer popüler kültür alanlarına yayılıyorsa o büyük bir iştir. Game of Thrones bu tür etkinin kusursuz bir örneği. Bu nefes kesen fantastik Ortaçağ sagası, benzer yapımlara yönelik arz ve talep artışı yaratmakla kalmıyor, televizyon programlarından video oyunlarına, açıkhava aktivitelerinden reklamlara kadar birçok popüler kültür ürününe de ilham veriyor.

Devamı Derin Ekonomi Dergisi Ağustos 2017 sayısında…

Dikkat çekenler...