‘ŞOK TERAPİSİ’ İLE KAPİTALİZME GEÇİŞ

Rusya krizi çok şey öğretti ve diplomaside ebedi ittifaklar olmadığını herkese gösterdi. Ancak bu bilgi ebedi düşmanlıkların da olamayacağının kanıtı bir taraftan. Rusya’nın özellikle SSCB dağıldıktan sonra yaşadığı yıkım süreci Çarlık hayali ile yanıp tutuşan Putin’in Batı nefretinin önemli bir parçası. Zira 1990’larda Rusya’nın Batı’yla entegrasyonu için uygulanan ABD merkezli şok terapisi Rus milliyetçileri tarafından ülkenin felaketi olarak görülüyor.

Sinem Köseoğlu

kapitaliz

SSCB’nin dağılmasından sonra hızlıca dünyaya kazandırılması gereken Rus ekonomisi, petrol fiyatlarındaki o meşhur düşüşle mi dibe vurmuştu? Yoksa Amerikancı modeller 1990’larda Rusya’nın ekonomisini şok terapisi ile felç mi etti?..
Rusya söz konusu olduğunda karşı ve yandaş propagandanın dozu ziyadesiyle artar. Kapitalizm karşısında komünist bakış açısı; Avrasyacıların karşısında NATO’cular… Ancak dünyada hemen hemen tüm ekonomistlerin hemfikir olduğu nokta SSCB dağıldıktan hemen sonra Mihail Gorbaçov’dan yönetimi devralan Boris Yeltsin’in ekonomiyi vahşi kapitalizme teslim ettiğidir.
Gerçi açılımlar açısından Komünist Parti’nin sınırlarını zorlayan Gorbaçov’un yüzyılın yıkımından önce ABD Başkanı Ronald Reagan ile görüştüğü, maddi destek istediği de sıklıkla dile getirilir. Lakin Gorbaçov’dan koltuğu kapan Yeltsin önce Latin Amerika, daha sonra Doğu Avrupa’da uygulanan şok terapisiyle bir anda serbest ekonomiye geçmeye çalışır. Yegor Gaibar’un 6 aylık başbakanlığı sırasında ise 36 yaşındaki Harvard’lı ekonomist Jeffry Sachs, IMF ile uyumlu “şok terapisi” adını verdiği programı uygulamaya koyulur.
Yakın tarih hafızamızı biraz zorlayalım. 2 Ocak 1992’de Gaidar-Sachs ikilisinin yürüttüğü ekonomi politikaları işleme alındı. 60 yıldır süregelen devlet fiyat kontrolü bir anda kalktı, tüketici mallarında yüzde 90, sanayi mallarında fiyatlarında yüzde 80 oranında serbestleşme yaşandı. Mayıs 1993 tarihli Executive Intelligence Review (EIR) dergisindeki habere göre, fiyatlar bir anda yüzde 350, bir ayın sonunda ise yüzde 500 arttı.
Devlet eliyle gerçekleşen bu enflasyon patlamasına karşılık olarak devlet bankası para basmayı kesti. Rus Merkez Bankası 1992’nin ilk çeyreğinde yerel bankalar için faizi 1991’deki yüzde 2 oranından yüzde 80’e çıkarmak durumunda kaldı. Yeltsin ve Gaidar’ın 29 Ocak 1992’de çıkardığı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile “ekonomik reformlara” start verildi. Rusya’nın sosyal, toplumsal ve ekonomik altyapısı bu şok terapisine hazır olmadığı için reformlar tedavi edici olmaktan öteye geçerek serbest piyasa kaosuna neden oldu. Dövizin ve ticaretin serbestleştirilmesi ise Gaidar ve Sachs’ın yürüttüğü program 1993’e kadar tüm ihracat fiyatlarının dünya fiyatları seviyesine çıkmasını öngörüyordu. Ancak Rus halkının gelir seviyesinde herhangi bir değişiklik öngörülmediği gibi satın alma gücü giderek düşüyordu. Şok terapisi IMF ve G7 ülkelerinin cebinden 24 milyar dolarlık bir tedavinin Rusya’ya sağlanacağını öngördü. Ancak bu da 2000 yılına kadar peyderpey ödenecekti. Ancak devletin acilen kemer sıkmasını öngörüyordu IMF. Cenevre merkezli ECE’nin hazırladığı raporlar ücretlerin yüzde 50 düştüğünü, 1992’nin sonuna kadar yoksulluğun nüfusun yüzde 40’ına yayıldığını ve sanayi üretiminin aynı dönemde yüzde 20 oranında düştüğünü gösteriyor.

Batı’ya yaklaşan kim?
Gorbaçov mu Yeltsin mi?
Aslında temel sıkıntı Gorbaçov döneminde başlamıştı. Nam-ı diğer Gorbi 1985’te devlet başkanı olduğunda Rus ekonomisi zaten batmak üzereydi. Şok terapisini anlatan tüm kaynaklar Gorbaçov’un ABD ile görüştüğünü, hatta maddi destek istediğini yazıyor. Komünizmde köklü bir reforma evet diyen Gorbaçov’un “Perestroika” diye   isimlendirdiği program aracılığıyla merkezi komünizmden reforme edilmiş bir sosyalist düzene geçmeyi planladığı belirtiliyor. Ancak Gorbaçov’a muhalefeti ile bilinen Yeltsin’in planlanan bu açılım sürecini tamamlamadan direkt kapitalizme geçmesinin Rusya’daki yüzyılın çöküntüsüne yol açtığını ifade ediyor. İsveçli gazeteci Dan Josefsson “Şok terapisi: Bir ülkeyi mahvetmenin sanatı” başlıklı uzun makalesinde ise Sovyet elitlerinin (ayrıcalıklarını yitirmemek adına) Yeltsin’in öngördüğü sert kapitalizm geçişini istemediğini, ancak Sovyet halkının SSCB’den bıktığını, reformdan fazlasını istediği için Yeltsin’in destek bulduğunu söylüyor. IMF’nin özelleştirme dayatmalarından hemen sonra ise eski Sovyet eliti bundan istifade edip dümeni Gorbaçov’dan Yeltsin’e kırıyor. Bu resimde eski Sovyet elitinin ulusal varlığa el koyduğunu söylemek, adı özelleştirme olsa bile, pek yanlış sayılmaz. Küreselleşmenin dünyada allanıp pullanarak pazarlandığı 90’larda Rus halkının daha fazlasını istemesi, eski elitlerin Sovyetler liginden küresel lige sıçrama hevesi bu sert geçiş sürecini hızlandırıyor.

Devamı Derin Ekonomi Ocak Sayısında….

Dikkat çekenler...