YÜZYILIN TERÖRiSTi

Fetullahçı Terör Örgütü’nün, TSK içindeki bir kadroyla Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik darbe kalkışması ardından başlayan operasyonlar örgütün gizemli ama sistemli ekonomik yapısı üzerindeki sis perdesini de araladı. Şimdiye kadar hep söylenen ama kanıtlanamayan görmezden gelinen iddialar bir bir gün ışığına çıkıyor. Türkiye içinde ve dışında, sözde iktisadi amaçları olmayan bir organizasyon için devasa sayılacak ekonomik büyüklük, örgütün “devlete sızma”larının dışında nasıl bir güce ulaştığını da gösteriyor…
Sinem Köseoğlu / Çetiner Çetin

REFILE - CORRECTING TYPO  Supporters of Turkish President Tayyip Erdogan celebrate after soldiers involved in the coup surrendered on the Bosphorus Bridge in Istanbul, Turkey July 16, 2016. REUTERS/Yagiz Karahan

Yeni dünya düzeni şekillenirken sınır belirleyici olarak boru hatlarından fiber optik ağlara gerçekte sahip olduğunuz networklerin, oyuncular olarak mikro terör örgütlerinin, ulus devletlerden ziyade şirketlerin ya da bu örgütlerin yönetebildiği kent devletlerin ortaya çıktığını görüyoruz. 7 Şubat MİT krizinden bu yana Türkiye’nin siyasi kaderinde belirleyici olmaya çalışan Gülen Cemaati ise Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içine sızan kadrosu aracılığıyla 15 Temmuz gecesi son hamlesini yani darbe girişimini gerçekleştirdi. Son yıllarda tecrübe edilenler, seçilmiş hükümete karşı iktidar yarışına giren sözde İslam alimi Fetullah Gülen ve cemaatinin de tıpkı IŞİD ve PKK gibi, uluslararası güçlerin Türkiye’nin kaderini belirlemede bir maşa olarak kullandığını gösteriyor. Özellikle eğitim faaliyetleri aracılığıyla 1970’lerden bu yana sistemli olarak devlet bürokrasisinin ve askeri kurumların içine sızan yapının Ergenekon ve Balyoz operasyonları aracılığıyla ordu içerisinde komuta kademesine gelmiş çok sayıda yüksek rütbeli askeri tasfiye ettiği ortaya çıkıyor.
Nihai amacı ‘devleti ele geçirmek’ olan FETÖ’nün, iş dünyasında örgütlenme şekli de bir hayli ilginç. 1980’lerde Özal döneminin kalkınma politikaları, Anadolu sermayesinin şaha kalkması, KOBİ’lerin itici gücüyle ticaret ve sanayi odalarının da rolü arttı. İş dünyası ve bürokrasi arasında bağlayıcı işlev gören odalar, örgütün hedefindeydi. Bazen ileriki bölümlerde bahsedeceğimiz finansman teknikleriyle şirketleri fonladılar, bazen odaları fethettiler. Dış politika açılımları ise farkına vararak ya da varmayarak FETÖ’nün işlerini kolaylaştırdı. Örneğin Afrika açılımında cemaatin okullarının olduğu ülkeler öncelik sayıldı. Tıpkı Özal döneminde Türk cumhuriyetlerine açılım politikasında olduğu gibi. İş örgütleri içerisinde cemaat mensuplarına aidiyeti ile bilinen Türkiye İşadamları ve Sanayicileri Konfedarasyonu (TUSKON), 17/25 Aralık öncesinde Afrika ve Rusya Federasyonu’na yönelik etkinliklerde, daha eski ve köklü olan iş örgütlerini dahi baypas edebilmeyi başarmıştı. Hatta diplomatik temsilciliklerimizin olmadığı bazı ülkelerde, cemaat okullarının mensupları yani ağabeyleri diplomatik aracılık yapmaya başlamışlardı. Kısacası iş dünyasında da, tıpkı bürokraside olduğu gibi, kimseye zırnık pay vermeme niyetindeydi FETÖ.
Türkiye ekonomisinde söz sahibi olan İstanbul Ticaret Odası (İTO) ve Ankara Ticaret Odası (ATO) cemaatin göz diktiği köşe taşlarından oldu. Hatta o kadar hırslıydılar ki ATO eski başkanı Sinan Aygün’ü ‘Ergenekon torbasının’ içine bile attılar. Aygün, Ergenekon ile ilgili soruşturmadan beraat etti.

ÇOKULUSLU ÖRGÜTÜN FİNANSI: HİMMET
Örgütün finansmanının mali kayıt dışında olduğu belirtiliyor. Himmet yani bağış adı altında toplanan ve mali denetime tabi tutulmayan bu paraların kontrolü ve kullanımının nasıl şekillendiği büyük bir soru işareti olarak gizemini koruyor. Ancak görünen kısmı itibariyle sistemin şu şekilde işlediği belirtiliyor: İş dünyasından mütevelli heyetler aracılığıyla himmet yani bağış toplanılıyor. Mütevellilerin genellikle eğitim kurumları ile ilgilendikleri biliniyor! Elbette ki himmet miktarı iş adamının gelir düzeyi ile doğru orantılı. Zekat ya da burs amaçlı toplanan bu himmetlerde miktarlar dudak uçuklatabiliyor. Her bir iş adamı 20, 30 hatta 40 öğrenci bursu verebiliyor. Eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı himmet toplantılarında psikolojik olarak insanların coşturulduğunu, bu vesileyle bağış miktarlarının artırıldığını ifade ediyor. Avcı işlerin daha da ileri giderek gelecek yıllardaki gelirlerinin dahi zekatını verebildiklerini söylüyor. Bu durumlarda iş adamına imzalatılan senetler, şahıs ileride iflas etse bile tahsil ediliyor. Tahmin edileceği gibi toplanan milyonlarca, hatta milyarlarca lira bağışın herhangi bir kaydı bulunmuyor. Bu rakamlar örgüt lideri dışında kimseye rapor edilmiyor. Ancak şunu not etmek gerekiyor ki zekat adı altında toplanan bu himmetlerin İslam dini açısından bir karşılığı bulunmuyor. Zekat konusunda oldukça hassas kriterler koyan İslam’a göre bir cemaate, örgüte zekat vermek mümkün değil. Burslar konusunda ise size asla herhangi bir harç dekontu, vs. ibra edilmiyor. Himmet konusu burada kalmıyor, yani sadece sözde zenginden alıp fakire verilmiyor. Devlet memuru FETÖ üyeleri de her ay düzenli olarak eli kanlı bu örgüte ‘vergi’ ödemek zorunda. Karşılıklı rıza doğrultusunda bu ödemelerin yapıldığını iddia eden örgüt üyeleri evli devlet memurlarının maaşlarından yüzde 5, bekar memurlardan ise yüzde 10’a denk gelen miktarı gözlerinin yaşına bakmadan alıyor. Hatta memurun aldığı ikramiyeden bile bu miktarın kesildiği iddia ediliyor.

Fetullahçı Terör Örgütü’nün TSK içindeki bir kadroyla Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik darbe kalkışması ardından başlayan operasyonlar örgütün gizemli ama sistemli ekonomik yapısı üzerindeki sis perdesinin devamı Derin Ekonomi Ağustos 2016 sayısında….

Dikkat çekenler...