Dünyanın karşı karşıya olduğu iklim krizi, sosyal eşitsizlikler ve ekonomik kırılganlıklar, sürdürülebilir kalkınma hedeflerini (SKH) yalnızca bir vizyon değil, aynı zamanda bir zorunluluk haline getirmiştir. Son yıllarda yeşil finansman araçları, bu hedeflere ulaşmada kritik bir rol üstlenmeye başlamıştır. Ancak gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında bu araçlara erişim, kullanım ve etkide ciddi farklılıklar gözlemlenmektedir.
YEŞİL FİNANSMANIN KÜRESEL GÖRÜNÜMÜ
2024 yılı itibarıyla yeşil tahvil ihracı küresel çapta 1 trilyon doları aşarken, bu finansmanın büyük kısmı gelişmiş ülkelerde yoğunlaşmıştır. Gelişmekte olan ülkeler ise yüksek borç yükü, döviz riski ve düşük kredi notları nedeniyle bu kaynaklara sınırlı erişim sağlayabilmektedir. Türkiye gibi yükselen piyasalarda yeşil finansman araçlarının yaygınlaştırılması, hem iklim hedeflerine ulaşmak hem de sosyal kalkınmayı desteklemek açısından hayati önemdedir. Yeşil finans, çevresel sürdürülebilirliği teşvik eden projelere kaynak aktarmayı amaçlayan bir finansal yaklaşım olarak 2000’li yıllarda doğmuştur. İlk yeşil tahviller 2007’de Avrupa Yatırım Bankası tarafından ihraç edilmiş, 2015 Paris Anlaşması ile küresel düzeyde ivme kazanmıştır. Bu dönemde yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve sürdürülebilir ulaşım gibi alanlara odaklanan yatırımlar, ESG (Çevresel, Sosyal ve Yönetişim) kriterleriyle kurumsal yatırımcıların karar süreçlerine entegre edilmiştir. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakatı, Çin’in yeşil finans standartları ve uluslararası kuruluşların iklim risk yönetimi ilkeleri, bu alanın kurumsallaşmasını hızlandırmıştır
Devamı Z Raporu Aralık 2025 sayısında…
