25 Eylül 2025 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump arasında Beyaz Saray’da gerçekleşen görüşme, sadece iki ülke açısından değil, aynı zamanda küresel güç dengeleri ve uluslararası ilişkilerin geleceği açısından da son derece kritik bir anı temsil ediyor. Trump’ın ikinci başkanlık döneminin ilk yılının sonlarına denk gelen bu buluşma, Türkiye-ABD ilişkilerinin seyrine dair yeni ipuçları sunarken, ABD’nin Çin ve Avrupa ile olan karmaşık ilişkiler ağı içinde Türkiye’nin nasıl bir rol oynayabileceğini de ortaya koyuyor.
Trump’ın 2024 seçim zaferiyle Beyaz Saray’a dönüşü, Washington’ın dış politikasında önemli kırılmalara yol açtı. Trump, önceki başkanlık döneminde olduğu gibi bu dönemde de öngörülemez ve çoğu zaman geleneksel diplomatik normların dışında kalan kararlarıyla dikkat çekiyor. Bu durum, özellikle ABD’nin küresel ittifakları açısından ciddi belirsizlikler yaratmış durumda. Trump, Avrupa Birliği liderlerine karşı mesafeli bir tavır sergilerken, Çin ile olan ekonomik rekabeti daha da sertleştirme eğiliminde. Bu tablo, Türkiye gibi bölgesel aktörler için hem risk hem de fırsat barındırıyor.
ABD’nin Çin ile ilişkileri son yıllarda büyük ölçüde stratejik rekabet çerçevesinde şekilleniyor. Trump, 2017-2020 yılları arasındaki başkanlık döneminde başlattığı ticaret savaşlarını 2025 yılında daha sert bir biçimde yeniden gündeme getirmiş durumda. Yükseltilen gümrük tarifeleri, Çin menşeli ürünlere getirilen kısıtlamalar ve teknoloji şirketlerine uygulanan yaptırımlar, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri ciddi biçimde zora sokmuş bulunuyor. Bu yaklaşım yalnızca ikili ilişkileri değil, küresel tedarik zincirlerini ve finansal piyasaları da etkiliyor. Çin de buna karşılık olarak ABD’yi “güvenilmez ortak” ilan etmiş ve küresel güney ülkeleriyle ilişkilerini daha da derinleştirme arayışına girmiş durumda.
Devamı Ekim 2025 Z Raporu dergisinde….
