Enflasyonla mücadele adına Haziran 2023’ten bu yana sürdürülen sıkı para politikasının ekonomide beklenen yan etkileri derinleşmeye başladı. Ekonomide soğuma, enflasyonla mücadelenin kaçınılmaz yan etkisi. Ancak ekonomi yönetimi, sıkı para politikasının ekonomiye en az hasarı verecek şekilde yürütülmesini amaçlamıştı. Haziran 2023’te ekonomi yönetimi görevi devraldığında enflasyon yüzde 38’ler seviyesindeydi, faiz ise yüzde 8,5 seviyesindeydi. Politikanın üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen enflasyon Nisan ayı itibarıyla yüzde 37, faiz ise yüzde 46 seviyesinde. Faizlerin neredeyse 6 katına çıkarılmasına rağmen, enflasyon aynı seviyede. Ancak bu dönemde ekonomi yönetiminin, bütçe dengesindeki bozulmayı gidermeye çalıştığı ve bunun da enflasyon üzerinde bir maliyeti olduğunu unutmamamız gerekir. Ekonomi yönetimi bu sürede cari açığı düşürüp TCMB’nin rezervlerini artırdı. Bu da beraberinde risk priminde düşüş ve not artışlarını getirdi. Ancak son dönemde reel sektörde yaşanan finansmana erişim sorunu derinleşti. Şirketlerin ilk çeyrek bilançolarında bunu görüyoruz. Borsada şirketlerin yarısı zarar açıkladı. Her ne kadar bunda enflasyon hesaplamasının etkisi görülse de, bunun da ötesinde bir bozulma dikkat çekiyor. Büyük ölçekli şirketlerin işçi çıkarmaya başlayacağına yönelik açıklamalar sinyal niteliği taşıyor. Dezenflasyon sürecinde ekonomide yavaşlama beklenen bir durum. Ancak bu durumun imalat sektörü üzerinde kalıcı tahribata yol açmasının maliyeti tahmin ettiğimizden daha büyük olabilir. Bir fabrikanın kapasitesini düşürüp yeniden yükseltmesinin maliyetiyle bir fabrikanın kapanıp yeniden açılmasının maliyeti karşılaştırılamaz bile. En önemlisi de yüksek faizin üreticinin üretim motivasyonunu kırması. Türkiye, dünyanın en büyük imalat gücüne sahip ülkelerinden biri ve bu özelliği Türkiye ekonomisini farklılaştıran en önemli unsur. Üretim modelini değiştirmeyi belki tartışabiliriz. Ama üretimden çıkmasını asla tartışmamalıyız. Trump’ın başlattığı tarife savaşlarıyla birlikte tüm dünyanın yerli üretimlerini gerek tarifelerle gerekse para birimlerini devalüe ederek uluslararası pazarda rekabet gücünü artırmaya çalıştığı bir dönemde, Türkiye’nin kendi üreticisini korumaması büyük bir tezatlık olur. Ekonomi yönetimi, dezenflasyon sürecinin yan etkilerini kontrol altına almak için geçtiğimiz günlerde 30 milyon TL’lik bir KGF paketi açıkladı. Ancak iş dünyası bunun yetersiz olduğu görüşünde. İş dünyası finansmana erişim maliyetinin gerilemesini ve kolaylaştırılmasının yanında kurun da daha rekabetçi hale gelmesini talep ediyor. Türk üreticisinin geçtiği bu kritik süreci bu ay Z Raporu’nda işledik. Tam 2 yıl önce üreticinin “Yüksek faiz sınavı” başlığıyla bu konuyu kapağımıza taşımış, o dönemde yüksek faizin üretici üzerinde kalıcı tahribata yol açmasından duyduğumuz endişeyi dile getirmiştik. Aylar sonra bizim söylediğimizi şimdi iş dünyası da dillendiriyor. Ve bu kritik süreçten geçerken Z Raporu’nda bir kez de konuyu “Faiz kârları eritiyor” başlığıyla masaya yatırdık.
Reel sektörde yaşanan finansman sorununun yanı sıra, Türkiye ve dünya ekonomisinde yaşanan pek çok diğer gelişmenin arka planını Z Raporu’nda bulabilirsiniz. İyi okumalar…
