Küresel ekonominin üzerinde var olan yüklere 13 Haziran itibarıyla bir yenisi daha eklendi. İran’ın nükleer kapasitesini bahane ederek sürdürülen istikrarsızlık politikalarında yeni bir aşamaya geçildi. 13 Haziran’da başlayan ve 12 gün süren İran-İsrail çatışması, tüm dünyanın yüreğini ağzına getirdi. Dergimizi baskıya göndermeden hemen önce ilan edilen ateşkesin ne yazık ki kırılgan olduğu da bir gerçek. “3. Dünya Savaşı başlıyor” yorumlarına dahi varan endişelerin yaşandığı 12 günlük süreç neyi değiştirdi, niye yaşandı, ne oldu? sorularının yanıtlarını tüm dünya arıyor. En ufak bir çatışmanın dahi sonuçsuz kalmayacağı teziyle yola çıkarsak, 12 günlük bu savaşın da hiç şüphesiz Orta Doğu’nun jeopolitiğinde bazı değişikliklere yol açtığı kaçınılmaz. Herkesin yanıtını aradığı bu soruların yanıtlarını Z Raporu’nda bu ay jeo-ekonomik boyutuyla işledik.
12 gün boyunca ortaya koyulan senaryoların olası ekonomik sonuçları arasında Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ve petrol fiyatlarının üç haneli rakamları görme olasılığı en büyük tehlike olarak görüldü. Ama korkulan olmadı, Hürmüz Boğazı kapatılmadı, petrol fiyatları da ateşkesle neredeyse savaş öncesine döndü. Gerilimin dünya gündeminden tamamen kalktığını söylemek ise zor. İran’ın nükleer kapasitesini yok etmek için başlatılan savaşın gerçekten bitip bitmediği, İran’ın nükleer tesislerinin Trump’ın iddia ettiği gibi gerçekten yok edilip edilmediği veya nükleer programın aylarca geriye gittiği iddiaları ne kadar doğru?
Ateşkesin hemen ardından 24-25 Haziran’da gerçekleştirilen NATO Liderler Zirvesi’nde Trump savaşı bitiren lider olarak boy gösterdi. Öyle ki NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Trump için “barış insanı” tanımlamasını kullandı. Diğer yandan NATO üyeleri savunma harcamalarını 2035’e kadar milli gelirlerinin yüzde 5’ine çıkarma taahhüdünde bulundular. Çok tartışılan yüzde 5 oranının kabul edilmesinde İran-İsrail savaşının payı yok demek sanırım çok zor.
Diğer yandan bu denklemdeki iki kritik oyuncu da Çin ve Rusya. Özellikle Çin’in enerji ihtiyacında İran’ın oynadığı rol ve İran’ın da yaptırımlar nedeniyle azalan enerji satışlarını Çin ile dengelemesi önemli. Savaşın bir başka boyutu da hiç şüphesiz ticaret koridorları oldu. İran üzerinden geçen koridorların yanı sıra bölgesel istikrarsızlığın Kalkınma Yolu gibi henüz proje aşamasında olanların hayata geçirilmesini de geciktirdiği bir gerçek.
Bu ay Z Raporu’nda tüm dünyanın gündemini meşgul eden İran-İsrail Savaşı’nın Orta Doğu denkleminde getirdiği yeni süreci araştırdık.
12 günlük İran-İsrail savaşının gölgesinde kalmış olsa da ticaret savaşları küresel ekonomi için en büyük tehdit olmaya devam ediyor. Uluslararası kuruluşlar küresel büyüme tahminlerini aşağı çekiyor. Türkiye ne kadar pozitif ayrışsa da para politikasının seyri belirleyici olacak. Jeopolitik gerilimler nedeniyle TCMB Haziran ayını pas geçti; ancak “ilave sıkılaştırma” ifadesini PPK metninden çıkararak Temmuz ayına işaret etti. Mayıs ayı enflasyonuna göre Türkiye’de reel faiz 11 puan seviyesinde. Haziran’da da enflasyonda düşüş bekleniyor. Haziran enflasyonuna göre reel faizin bir miktar daha yükselmesi bekleniyor. Dolayısıyla TCMB’nin faiz indirimi için önünde büyük bir alan oluşmuş durumda. TCMB bu alanı kullanır mı, kullanırsa ne kadarını kullanır? 24 Temmuz’da göreceğiz.
Ancak finansmanın maliyeti ve finansmana erişim sorunu şu anda üretim üzerinde büyük baskı oluşturuyor. Gücünü üretimden alan Türkiye ekonomisinin bu gücünü ve rekabet üstünlüğünü koruyabilmesi adına 24 Temmuz’daki karar kritik önem taşıyor. TCMB bir yanda Türkiye’nin üretim gücünü, bir yanda ise dezenflasyonun risklerini karşılaştırarak 24 Temmuz’da en sağlıklı kararı vermeye çalışacak.
Her ay olduğu gibi bu ay da farklı konularda hazırladığımız dosyalarımız ve zengin içeriklerimizle Z Raporu yine dopdolu… Keyifli okumalar…
