Küresel ekonomi yine ve yeniden büyük bir değişimin içinde. Yaşanan bu değişimin 3 temel sacayağını ticari bloklaşma, yerli üretim ve nadir toprak elementleri oluşturuyor. Pandemi döneminde yaşanan tedarik zincirlerindeki kırılmalar, yerli ve yakın üretimin, kritik sektörlerde öz yeterliliğin ne derece önemli olduğunu ortaya koydu. Tek bir tedarikçi ülkeye olan aşırı bağımlılığın ne derece büyük bir kırılganlığa yol açtığını tüm dünya olarak tecrübe ettik. Gerek nihai üründe gerekse ara malda olan aşırı bağımlılık üretim hatlarında da büyük sorunlara yol açtı. Hatta pandemi döneminde sınırlı kapanma yöntemini tercih eden ve bu nedenle dünyanın adeta üretim merkezi haline gelen Türkiye, ürettiği ürünleri pazarlarına ulaştırmak için konteyner bulamadı. Zira konteynerda bile dünya tek bir ülkeye bağımlıydı. Yaşanan bu süreç yerli üretimin önemini her ülkeye hatırlatmış oldu. Ve şu anda pek çok ülke korumacı adımlarla yerli üretimlerini korumaya çalışıyor. Diğer yandan yeni ticari bloklar da korumacılık adımlarının başka bir sonucu. Küresel ekonominin yeni dönemini belirleyen en önemli unsurlardan diğer bir stratejik alan da nadir toprak elementleri. Zira dünyanın artık yeni petrolü nadir toprak elementleri haline gelmeye başladı. Elektrikli araçların giderek yaygınlaşması, savunma sanayii, kullandığımız hemen hemen her üründe yer alan çiplerde kullanılan nadir toprak elementleri küresel endüstrinin en büyük yarış alanı haline geliyor. Hâlihazırda dünyada en büyük nadir element rezervini Çin bulunduruyor. Farklı ülkelerde de rezervlerin bulunmasına rağmen bu alanda en büyük üretici Çin. Dünyadaki üretimin yüzde 80’ini Çin gerçekleştiriyor ve bu tekel konumunu da kimseye kaptırmak istemiyor. Ne teknolojisini ne de bilgisini kimseyle paylaşmıyor. Ancak bu alanda dünyanın ispatlanmış en büyük ikinci rezervine sahip ülke konumunda bulunan Türkiye, rezervleri çıkarmak ve işletmek için büyük yatırımları gerçekleştirmenin eşiğinde. Z Raporu olarak da küresel ekonomide yaşanan kırılmayı bu 3 başlıkta Aralık sayımızda ele aldık.
ABD Başkanı Trump başkan olmadan önce en sevdiği kelimenin “tarife” olduğunu söylemişti. Başkan olduktan sonra da bunun hakkını verdi. Ancak Çin ile Busan’da varılan uzlaşma ile Çin’e karşı geri adım attı. Aynı adım Çin’den de geldi. Peki dünya ekonomisini elinde tutan bu iki dev, büyük restleşmenin ardından geri adım attıran neydi? Aralık sayımızda bu restleşmenin adeta bir SWOT analizini çıkardık. İki devin karşılıklı olarak birbirlerine karşı zayıflıklarını ve üstünlüklerini analiz ettik.
Dünyada endüstri alanında yaşanan yerelleşmeye dayalı dönüşümün istihdam tarafındaki sonucu da ülkelerin yetenek avına çıkması oldu. Ülkeler adeta yetenekli çalışanları birbirlerinden kapmaya çalışıyor. Bunun için farklı teşvik planlarını devreye alıyor ve en yetenekli çalışanı bünyesine katmaya çalışıyor. Aralık sayımızda işlediğimiz konulardan bir diğeri de “yetenek avı” oldu.
2025 yılını sıkı para politikasının gölgesinde bitiriyoruz. Üretici yüksek faize karşı ayakta kalma mücadelesi verdiği bir yılı geride bırakıyor. 2026’da yanıtını arayacağımız en önemli soru şüphesiz finansman koşullarının iyileşip iyileşmeyeceği olacak. Dezenflasyon sürecinin yavaşlaması maalesef bu konuda iyimserliğin önünü kesiyor. Ama üretim ve ihracat motivasyonunun kırılmamasını umuyoruz. Bir önceki sayımızda bu konuyu işlemiştik. Bu sürecin olumsuz etkileri kadar olumlu etkileri de oldu şüphesiz. O da dolarizasyonun kırılmasıydı. KKM’den çıkışın dahi dolarizasyonu beslemeden gerçekleşmesinde sıkı para politikasının payı büyük. Bu süreci de KKM öncesi dönemden ele alarak işledik.
Keyifli okumalar…
