Merkez Bankası, bütün umutların bağlandığı 2026 yılına karamsar bir tablo ile başladı. Piyasaları yönetmesi/yönlendirmesi gereken Merkez Bankası’nın, altın tepside kendisine sunulan 150 baz puanlık indirim fırsatını bile kullanmaktan çekinmesi, bu yıla ilişkin umutları gölgeledi. Para Politikası Kurulu’nun ocak ayı kararı, küçülerek ayakta kalmaya çalışan üreticinin, sanayicinin fedakarlığını görmezden gelmektir. Böyle bir tabloda iyimser olmak kolay mı?
Türkiye bu kadar uzun süre bir yüksek faiz cenderesinde hiç kalmadı. 2,5 yıldır uygulanan ekonomi programının sonuçlarının ortaya çıkması geciktikçe sıkıntı derinleşiyor. Yatırım, üretim ve ihracat; Türkiye’nin büyümesinde lokomotif olması gerekirken, ağır aksak yol alıyor. Türkiye, yüksek faiz politikası nedeniyle sahip olduğu potansiyelin altında bir performans ile yetinmek zorunda kalıyor. Yapabilecekken yapamadıklarını, olması gereken yerde olamamanın faturasını hepimiz ödüyoruz.
Faizler de enflasyon da yüzde 20’nin altına inmedikçe ekonomide gerçek bir rahatlama olmaz. Ciddi bir faiz indirimi olmadıkça 2026’nın 2025’ten pek farkı olmayacak. Yüksek faiz, düşük kur politikasından kurtulmamız lazım. Bu mümkün mü? İş dünyası, esnaf, çiftçi ve vatandaş 2025’i bu umutlarla geride bıraktı. Enflasyonun yüzde 30 civarına indirilmiş olmasına bakıp nispeten daha iyi bir yıl hayali kurarken, yıla karamsar bir tablo ile başladık.
2025’i sembolik faiz indirimleriyle geçiştiren Merkez Bankası, bu yılın ilk Para Politikası Kurulu Toplantısı’nda “Gel de iyimser ol” dedirtecek bir karar aldı. Politika faizini 100 baz puanlık bir indirimle yüzde 38’den yüzde 37’ye düşürdü. Üstelik ocak ve şubat enflasyonlarının açıklanmasının ardından bir sonraki toplantıyı yapacakken bu kadar çekingen davrandı. Piyasaları yönetmesi/ yönlendirmesi gereken Merkez Bankası’nın, piyasa tarafından satın alınmış 150 baz puanlık indirim fırsatını kullanmaktan imtina etmesi, bu yıla ilişkin umutları gölgeledi.
Devamı Z Raporu Şubat 2026 sayısında…
