Dolar rezerv para statüsünü kaybediyor mu, alternatifi var mı?

Trump’ın 17 Temmuz’da Beyaz Saray’da GENIUS’ın imza töreninde yaptığı “doların rezerv para birimi statüsünü kaybetmesi, dünya savaşını kaybetmek gibi olur” açıklaması, ABD’deki tedirginliğin bugüne kadarki en büyük göstergesi oldu. Tedirginliğin nedeni nedir, tabii ki doların rezerv para statüsünü kaybetme riski. Bu tedirginliği ilk dillendiren de ABD’nin eski hazine bakanı Yellen olmuştu aslında. O da “dolar rezerv para olmaya devam edecek” yönünde bir açıklamada bulunmuştu. Ülkeler aslında son yıllarda dolara olan bağımlılıklarını kırmanın arayışında. Pek çok ülkenin merkez bankalarının rezerv varlıkları içerisinde doların payı giderek azalıyor, ABD tahvillerine ilgi zayıflıyor, ülkeler altınlarını ABD’den çekmeye başladı, ülkeler karşılıklı ikili ticarette dolar yerine yerel para birimleriyle ödemeleri yapmaya başladı. Tüm bunların üzerine kripto varlıkların ve dijital paraların geliştirilmesi doların statüsünü sarsıyor. Yılın ilk yarısında dolar endeksi yüzde 11’in üzerinde değer kaybederek 97’ye geriledi. Bu değer kaybında Trump yönetiminin ihracatı da desteklemek için doları zayıf tutma çabası da yer alıyor.

Peki dolara karşı alternatif var mı? Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, küresel finans sistemindeki değişime dikkat çekmiş ve “Açık piyasalar ve çok taraflı kurallar yıkılıyor, sistemin temeli olan doların baskın rolü bile artık güvende değil” ifadesini kullandı. Lagarde, doların zayıflamasıyla euronun uluslararası sistemde daha büyük bir rol üstleneceğine işaret etti. Çin Merkez Bankası Başkanı Pan Gongsheng de tek ülke para birimine dayalı sistemin riskli olduğuna işaret edip, birkaç para birimine dayalı çok kutuplu bir sistemin daha doğru olacağına dikkat çekti. Euro Bölgesi’ndeki borç sorunu, yuanın hâlâ devlet kontrolünde olması gibi nedenlerden ötürü dolar hâlâ alternatifsiz görünüyor. Karşılıklı ticarette yerel paraların kullanımı da ödeme platformunda SWIFT sisteminin hâlâ ağırlığını koruyor olması doların yine güçlü kalmasını sağlıyor. Dolayısıyla şu anda doların alternatifsiz olduğu bir gerçek ama bir o kadar gerçek olan da güç kaybetmekte olduğu. Bu kritik konuyu Z Raporu olarak masaya yatırdık ve “Paranın Taht Savaşı” başlığıyla çıktık.

Bu ay işlediğimiz bir diğer önemli konu da faizin servet dağılımında yol açtığı eşitsizlik. Gelir dağılımı dünya genelinde enflasyonla birlikte ciddi bir erozyona uğradı. Üzerine yüksek faizin de eklenmesi bu bozulmayı derinleştirdi. Ne yazık ki tasarruf sahibi olmayan dar gelirliler yüksek faiz sürecinden daha büyük zarar görüyor. Tasarruf sahibi yüksek gelir grupları ise ne yazık ki servetlerini katlanarak artırıyor. Türkiye’de bu ay yüzde 43’e gerileyen politika faizi ve mevduat faizleri klasik deyimle; zengini daha zengin, fakiri ise daha fakir yapıyor. Yüksek faizin pek çok yan etkisinden sadece biri bu. Bir başka yan etkisi de bütçede faiz giderinin artışı. Faiz giderinin payı bütçe giderinin içerisinde yüzde 14’e ulaştı. Temmuz ayı itibarıyla TCMB’nin yeniden faiz indirim sürecine başlamış olması umut verici. Umarız ki bu indirim süreci kesintisiz devam eder.

Lahey’deki son NATO Liderler Zirvesi’nde üye ülkeler savunma harcamalarının payını GSYH’lerinin yüzde 5’ine çıkarmayı taahhüt ettiler. Savunma harcamalarının artması hangi ülkeler açısından avantaja dönüşebilir? Ülkelerin savunma sanayii üretim kapasitelerini araştırdık. Bu kapsamlı dosyamız da Z Raporu’nda yer alan bir diğer önemli dosyamız.

Küresel ticarette su yollarının önemi, pazarlama dünyasındaki yeni gelişmeler, küresel otomotiv sektöründe Türkiye’nin rolü ve bataryalardaki yeni teknolojiler gibi pek çok önemli dosyamız Ağustos sayımızda yer alıyor.

Dikkat çekenler...