2026’nın kilit kelimesi “denge”

Küreselde; enflasyon-büyüme ikileminde verilen faiz kararları, Trump’ın ikinci başkanlığıyla birlikte daha da alevlenen ticaret savaşları ve bitmeyen jeopolitik risklerle 2025’i uğurluyoruz. Türkiye ise bunlara ek olarak enflasyonla mücadele, sıkı para politikası ve yavaşlayan büyüme ile 2025’i geride bırakıyor. 2025’te Türkiye açısından sürdürülen sıkı para politikasının en önemli kazanımları enflasyonda 14 puanlık düşüş, CDS’te gerileme, not artışları, cari dengede iyileşme oldu. Ancak bu sürecin yan etkileri de oldu hiç şüphesiz. O da reel sektörün finansmana erişimde yaşadığı zorluklardı. 2026 ekonomisine dair sorular ise tek bir yerde birleşiyor. Enflasyonun ve faizin seyri ne olacak? Yüzde 30’lara kadar gerileyen enflasyon yüzde 20’lerin altını görebilecek mi? 2026’nın enflasyonla mücadele açısından SWOT analizini yapacak olursak; Rusya-Ukrayna savaşının son bulma ihtimali, Fed’in faiz indirimlerine devam etme olasılığının güçlü olması Türkiye’nin enflasyonla mücadelesi için birer fırsat. Özellikle de Fed’in faiz indirimleri 2025’te Türkiye’yi es geçen yabancı yatırımcının Türkiye’ye ilgisini yeniden çevirebilir. 2026’da uluslararası kredi kuruluşlarından not artış ihtimali de bunu artırıyor. 2025’te enflasyondaki düşüş sürecini sekteye uğratan, yavaşlatan en kritik gelişme don ve kuraklıktı. Bu yıl böyle bir iklimsel afet yaşamazsak enflasyonla mücadele için bu da bir fırsattır, ancak yaşarsak ne yazık ki yine enflasyondaki düşüş sekteye uğrayabilir. Yıl içinde çok eleştirilen mali politikalar 2026’da enflasyonla mücadeleye daha fazla destek verecek. 2 yıldır OVP’de “yönetilen ve yönlendirilen fiyatlar programdaki enflasyon tahmin ve hedefleriyle uyumlu artırılacaktır” ifadesi maliye tarafının elinin çok rahat olmaması nedeniyle sınırlı uygulanmıştı. Özellikle de deprem harcamalarının büyük oranda geride kalmasıyla mali politikaların eli artık enflasyonla mücadeleye destek verebilmek için biraz daha güçleniyor. Ancak faiz harcamaları bütçede yük oluşturmaya devam ediyor. Ama buna rağmen mali politikalar sürece daha fazla destek verecek ki bu yıl pek çok kalemde vergi artışları yeniden değerleme oranının altında belirlendi. Saydığımız tüm bu değişkenler beklendiği gibi ilerler enflasyondaki düşüş devam ederse TCMB de faiz indirimlerini sıkılaşmadan ödün vermeden ilerletecektir. Ancak 2026’nın en önemli riskini reel sektördeki finansman sorunu oluşturuyor. Bu sorunun arz şokuna yol açmadan giderilmesi son derece önemli. Diğer yandan enflasyonda artık katı kısımla karşı karşıyayız ve artık enflasyondaki düşüşün daha yavaş ilerlemesi yadsınamaz bir gerçek. Dolayısıyla 2026’nın artık enflasyonda ve faizde dengelenmenin arttığı bir yıl olması bekleniyor. Bu nedenle de 2026’nın ilk sayısını bu başlıkla çıktık.

Dünya ve Türkiye ekonomisine dair beklentilerin yanı sıra 2026’nın ilk sayısında, 10 temel sektörde yeni yıl öngörülerini de ele aldık. Yeni yıl analizlerine bakıldığında iyimserlik ön plana çıkıyor. Ancak bu iyimserlik, temkinli bir iyimserlik. Zira sektörlerin beklentilerine baktığımızda özellikle de emek yoğun sektörlerde destek beklentileri oldukça artmış durumda. İş dünyasının çatı örgütlerinin temsilcileri de aynı temkinli iyimserlik içerisinde. İş dünyasının 2026’dan en önemli beklentisi finansmana erişimin kolaylaşmasının yanı sıra, yapısal reformlar. 2026’nın bir yapısal reform yılı olacağına yönelik yapılan güçlü açıklamalar sonrası bu alanda beklentiler de arttı. Enflasyonu tek haneye indirecek ve o seviyelerde kalıcı hale getirecek adımların yanı sıra üretimde de verimlilik artışı sağlayacak düzenlemeler yapısal reform beklentilerinin ana omurgasını oluşturuyor.

2026 yılı için yol gösterici niteliğindeki Ocak sayımızı keyifle okumanızı dilerim, iyi yıllar…

Dikkat çekenler...