Yüksek faiz üretim motivasyonunu kırıyor

Haziran 2023’te başlayan sıkı para politikası 29 ayı geride bıraktı. Z Raporu’nun Kasım sayısında 29 aydır uygulanan sıkı para politikasının artılarını ve eksilerini ele aldık. Artı yönlerinden başlamak gerekirse; Türkiye’nin risk primi düştü, kredi notu arttı, TCMB’nin rezervleri rekor seviyede, kur istikrar kazandı. Dezenflasyon istenen seviyede değil belki ama yavaş da olsa ilerliyor. Bunlar artı yönleri, eksi yönlerine başka bir tabirle yan etkilerine baktığımızda reel sektörde fatura ağırlaşmaya başladı. Yüksek faizin yükü altında 29 aydır mücadele vermeye çalışan sanayici için artık kırılma noktasına ulaşılmış gibi görünüyor. Her ne kadar büyüme, sanayi ve işsizlik verileri bunun tersini söylese de alt kırılımlar sinyal vermeye başladı. O alt kırılımlar da konkordato, iflas başvuruları gibi veriler. Ve en önemlisi de yurtdışına taşınan üretim hatları. İki yıldır zarar da etse üretim motivasyonunu korumaya çalışan, zararına da olsa pazarını korumaya çalışan ihracatçının daha bu tabloya ne kadar dayanabileceği önemli bir soru işareti.

Sıkı para politikasının uygulanmaya başladığı dönemde Ekonomi Yönetimi büyümeye devam ederek enflasyonu düşürme yöntemini tercih etmişti. Bu da ne yazık ki dezenflasyon sürecinin uzamasına yol açıyor. Aşırı bozulan fiyatlama davranışlarının kısa sürede dengelenmesi uzun zaman alıyor. Gecikmenin bir başka nedeni ise mali politikaların TCMB’nin sıkı para politikasına yeterince destek veremiyor olması. Maliye tarafının para politikasına destek verebilmek için eli ne yazık ki zayıf. Elini zayıflatan unsurlardan biri de aslında faizin kendisi. Bütçe giderinin içinde faiz giderinin payı yüzde 14 ile son 23 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Faiz giderinin bu kadar yükselmesi hazinenin borçlanma ihtiyacını artırıyor. Borçlanma gereğindeki artış faiz giderini artırıyor, artan gider borçlanma ihtiyacını yine artırıyor. Yani ortada fasit bir daire var.

Sıkı para politikası talebi baskılayarak enflasyonu düşürmeyi hedefler. Ancak faiz aynı zamanda bir maliyet kalemi. Yani bir yandan arz enflasyonunun doğmasına da neden oluyor. Diğer yandan üretimin baskılanarak da yine arz enflasyonunun ortaya çıkmasına neden oluyor. Diğer yandan sıkı para politikası enflasyonda talep kaynaklı köpüğü aldı, geriye katı kısım kaldı. O katı kısım da talep kaynaklı olmayan, arz kaynaklı olan kısım. Özellikle gıda ve konut tarafı. Gıdada tedarik zincirindeki halkalar tarladan sofraya gelene kadar fiyat farkını artırmaya devam ediyor. Don ve kuraklık gibi unsurlar da dönemsel ve ürün bazlı fiyat artışlarına yol açıyor.

Çarpıcı bir örnek vermek gerekirse; faiz 40 değil de 140 olsa kirazın fiyatı düşer miydi ve kiraz yiyebilir miydik? Hayır. Çünkü kirazı don vurdu ve rekolte çok düşüktü. Enflasyondaki katı kısım para politikasının etki alanı dışındaki kısım, bu alanın çözümü için arzı artıracak düzenlemelere ihtiyaç var. Z Raporu’nda enflasyonda katı kısmın neden kırılamadığını ve yüksek faizin üretim tarafında ortaya çıkardığı tabloyu anlatmaya çalıştık. Ancak bu süreç sanayicinin de önemli dersler çıkarması gereken bir süreç.

Karların rekor kırdığı, finansmanın ucuz olduğu dönemde Ar-Ge harcamalarının azalması büyük bir çelişkiydi ne yazık ki. Türkiye artık yüksek gelirli ülkeler ligine çıkıyor. Kur üzerinden rekabet etme dönemi artık Türkiye için bitmiştir. Türkiye artık ancak markalaşmayla, inovasyonla ve Ar-Ge ile rekabet gücünü artırabilir. Finansmana erişimin yeniden kolaylaştığı dönemler umarım iş dünyası tarafından bu kez doğru kullanılır.

Kasım sayımızda enflasyon-faiz konusundaki gelişmelerin yanı sıra dünyada yaşanan değişimi de yine ele almaya çalıştık.

Keyifli okumalar…

Dikkat çekenler...