SU YOLLARINDA BÜYÜK SATRANÇ OYUNU

HÜRMÜZ’DE İRAN İLE ABD ARASINDA YÜKSELEN GERİLİM, 21. YÜZYILIN BÜYÜK GÜÇ MÜCADELESİNİN ARTIK YALNIZCA ORDULARLA DEĞİL, BOĞAZLAR, TİCARET KORİDORLARI VE ENERJİ HATLARI ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLDÜĞÜNÜ GÖSTERİYOR. KÜRESEL TİCARETİN CAN DAMARLARI HÂLİNE GELEN STRATEJİK SU YOLLARI ÜZERİNDEKİ MÜCADELE, ÇİN’DEN AVRUPA’YA KADAR DÜNYA EKONOMİSİNİ KIRILGAN HÂLE GETİRİRKEN; DRONE VE FÜZE ÇAĞINDA UÇAK GEMİLERİNİN SORGULANAN ÜSTÜNLÜĞÜ, ORTA ÖLÇEKLİ GÜÇLERİ DE YENİ JEOPOLİTİĞİN BELİRLEYİCİ AKTÖRLERİ ARASINA TAŞIYOR.

SERNUR YASSIKAYA

Yirmi birinci yüzyılın ikinci çeyreğine girilirken dünya siyasetinin merkezine yeniden denizler oturdu. İran’ın Hürmüz Boğazı’nda uyguladığı kontrol rejimi ve ABD’nin buna karşı geliştirdiği abluka stratejisi, küresel ekonominin ne kadar kırılgan bir damar üzerinde yükseldiğini bir kez daha ortaya koydu. Tankerlerin geçiş hızındaki küçük bir düşüş bile petrol fiyatlarını sarsmaya, sigorta maliyetlerini katlamaya ve Asya’dan Avrupa’ya kadar üretim zincirlerini sekteye uğratmaya yetiyor. Çünkü modern dünya hâlâ denizler üzerinde yaşıyor.

O nedenle, 13 Mayıs günü Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ABD Başkanı Donald Trump’a hitaben Pekin’de yaptığı “Tukidides Tuzağı’na düşmeyelim” uyarısının altında yatan mesajın, kritik su yollarında ortaya çıkabilecek bir egemenlik mücadelesi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. ABD’nin Latin Amerika ve Orta Amerika’da Pekin’in iki ortağı Venezuela ve Küba’ya yönelik yürüttüğü gunboat diplomasisi ile abluka politikası ve birinde rejim liderini alaşağı etmesi, söz konusu küresel mücadelenin aldığı şekli göstermesi açısından önemliydi.

Washington’ın donanma baskısıyla karşı karşıya kalan iki ülkenin kapasite anlamında yetersiz olması, ABD için kolay bir zaferin önünü açan önemli etmenlerin başında geliyordu. Ancak ABD Başkanı Donald Trump, gunboat diplomasisini üç uçak gemisiyle birlikte askerî kabiliyeti ve jeopolitik konumu daha güçlü olan İran’a karşı uygulamak istediğinde bambaşka bir fotoğrafla karşı karşıya kaldı. Washington’ın Hürmüz Boğazı’nda tetiklediği kriz, beklenmedik bir domino riskini beraberinde taşıyor.

MAHAN’I 21. YÜZYILDA OKUMAK

Günümüzde dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 80’i hacim bazında deniz yolu taşımacılığıyla gerçekleşiyor. Enerji ticaretinin ise omurgasını birkaç kritik boğaz oluşturuyor. Hürmüz, Babülmendep, Malakka, Türk Boğazları ve Cebelitarık gibi doğal geçitler ile Süveyş ve Panama kanalları yalnızca coğrafi noktalar değil; küresel güç mücadelesinin stratejik sinir uçları hâline gelmiş durumda.

Bu tablo aslında yeni değil. Amerikalı deniz stratejisti Alfred Thayer Mahan daha 19. yüzyılın sonunda “Denizlere hâkim olan dünyaya hâkim olur” derken tam olarak bugünü tarif ediyordu. Mahan’a göre küresel hegemonya, güçlü donanma, ticaret yollarının kontrolü ve stratejik deniz üsleri ağıyla mümkündü. Britanya İmparatorluğu bunu yaptı. Ardından ABD aynı modeli daha büyük ölçekte uyguladı. Şimdi ise Çin, benzer bir deniz gücü inşa ederek Washington’ın kurduğu sistemi zorlamaya çalışıyor.

Ancak Hürmüz’de yaşanan kriz, Mahan’ın teorisinin yeni bir evreye geçtiğini de gösteriyor. Çünkü artık mesele yalnızca büyük donanmalar değil. Orta ölçekli güçler, ucuz ama etkili füze ve drone teknolojileriyle dev süper güçlerin hareket alanını sınırlayabiliyor. İran’ın geliştirdiği asimetrik deniz doktrini bunun en dikkat çekici örneklerinden biri oldu.

Ekonomik boyutuna bakmadan önce, hukuki gerçekliği anlamak faydalı olacaktır. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) uyarınca boğazlar transit geçiş hakkı için belirlenmiştir. Yani gemilerin engelsiz seyahat hakkı vardır. Geçiş ücreti uygulamak, uluslararası hukukun büyük bir ihlali anlamına gelirken, normal şartlar altında derhal yaptırımlara ve diplomatik krize yol açması beklenir. Hürmüz’deki kriz işte bu hukuki düzenin altını oyma riskini de beraberinde getiriyor.

HÜRMÜZ: DÜNYANIN ŞAH DAMARI

Hürmüz Boğazı dünyanın en kritik enerji geçiş noktası olarak kabul ediliyor. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre boğazdan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol geçiyor. Bu rakam küresel petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sine, deniz yoluyla taşınan petrolün ise dörtte birine karşılık geliyor.

Küresel LNG ticaretinin yaklaşık yüzde 20’si de yine bu dar geçitten akıyor. Katar gazı başta olmak üzere Asya ve Avrupa’nın enerji güvenliği büyük ölçüde Hürmüz’e bağlı durumda. Boğazın en dar noktası yalnızca 34 kilometre. Seyrüsefer koridorları ise çok daha dar. Bu nedenle birkaç mayın, birkaç füze bataryası ya da insansız deniz aracı bile küresel ticareti felce uğratabilecek kapasite oluşturabiliyor.

İran’ın son dönemde uyguladığı “kontrollü geçiş rejimi”, aslında yeni nesil jeopolitik baskının prototipi olarak görülüyor. Tahran doğrudan büyük bir savaş başlatmadan, yalnızca geçiş güvenliğini belirsizleştirerek bile küresel piyasalarda milyarlarca dolarlık etki yaratabiliyor. Bu durum klasik askerî güç tanımını da değiştiriyor. Artık bazen bir boğazı tutmak, bir ülkeyi işgal etmekten daha etkili sonuçlar doğurabiliyor.

ABD DONANMASININ YENİ AÇMAZI

Uzun yıllar boyunca ABD’nin uçak gemisi filoları küresel düzenin tartışmasız sembolüydü. Pasifik’ten Basra Körfezi’ne kadar ABD uçak gemilerinin varlığı, Washington’ın askerî üstünlüğünün en görünür göstergesiydi. Ancak İran krizinde ortaya çıkan tablo farklı oldu. İran’ın geliştirdiği hipersonik füze sistemleri, kıyı konuşlu anti-gemi füzeleri, sürü drone taktikleri ve insansız deniz araçları; milyarlarca dolarlık uçak gemilerini savunma pozisyonuna itti.

Devamı Z Raporu Haziran 2026 Sayısında…

Dikkat çekenler...