ŞİRKETLERİN GÖZÜ FAİZ İNDİRİMİNDE

YÜKSEK FAİZ POLİTİKASI, REEL SEKTÖRÜN ÜRETİMDEN ELDE ETTİĞİ KÂRI YATIRIM YERİNE FİNANSMAN BORCUNA HARCAMASINA YOL AÇIYOR. BU NEDENLE SANAYİCİNİN ÜRETİM VE YATIRIM İŞTAHI DA ZAYIFLIYOR. İSO 500 VE İKİNCİ 500 GÖSTERGELERİ İLE TÜRKİYE İMALAT PMI’DAKİ DARALMA SERİSİ DE DURUMU TEYİT EDER NİTELİKTE. SEKTÖR TEMSİLCİLERİ; FİNANSMAN SORUNU, ERTELENEN YATIRIMLAR VE ARTAN ÜRETİM MALİYETİNİN DEZENFLASYONUN ARZ AYAĞINI ZAYIFLATTIĞINI BELİRTİYOR. YAŞANANLAR, TÜRK ŞİRKETLERİNİN REKABETÇİ FİYAT AVANTAJINI KAYBETME RİSKİNİ BERABERİNDE GETİRİRKEN, REKABET GÜCÜNÜN KAYBI CARİ AÇIK ÜZERİNDEKİ RİSKLERİ DE ARTIRIYOR.

ERDİ YILMAZ

Enflasyonla mücadele için devreye alınan sıkı para politikası, reel sektör üzerinde giderek ağırlaşan bir maliyet baskısı oluşturuyor. İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) açıkladığı İSO 500 araştırmasının 2025 yılı verileri, yüksek faiz ortamının sanayide yalnızca bilançoları değil, üretim kapasitesini, yatırım iştahını ve küresel rekabet gücünü de aşındırdığını ortaya koyuyor. Raporun en dikkat çeken göstergesi ise sanayicinin üretimden elde ettiği kazancının büyük bölümünü finansman maliyetlerine harcaması oldu. Öyle ki, İSO 500 ve İkinci 500 şirketlerinde finansman giderlerinin faaliyet kârına oranı ortalama yüzde 85 seviyesinde gerçekleşti. Bir başka ifadeyle şirketler, üreterek kazandıkları her 100 liranın 85 lirasını faiz ve finansman giderine ayırmak zorunda kalıyor. Bu durum, sanayicinin ürettiği katma değerini yeni yatırım, kapasite artışı veya teknoloji dönüşümü yerine faize harcadığını gösteriyor. Tabloya göre faaliyet kârı artık borç çevirmenin kaynağı haline gelirken, bir yandan şirketlerin öz kaynak oluşturma kapasitesi zayıflıyor. Görüşlerine başvurduğumuz sektör yetkililerine göre ise, sıkı para politikası yalnızca yatırım harcamalarını azaltmıyor; orta ve uzun vadede sanayide verimlilik artışını da sınırlıyor.

TL FAİZİNDEN KAÇAN ŞİRKETLER KUR RİSKİ ALIYOR

Yüksek faiz kadar önemli bir sorun da krediye erişim. Ticari kredi büyümesine yönelik sınırlamalar ve bankaların seçici kredi politikaları nedeniyle birçok sanayi kuruluşu ihtiyaç duyduğu işletme sermayesine ulaşamıyor. TL krediye erişemeyen şirketler ise daha düşük maliyetli finansman bulabilmek için döviz kredilerine yöneliyor. Özellikle ihracatçı firmalar açısından döviz kredileri önemli bir alternatif oluştururken, geliri büyük ölçüde TL olan işletmeler açısından bu tercih, ciddi kur riski anlamı taşıyor. Böylece reel sektör, yüksek TL faizinden kaçmaya çalışırken bu kez bilançosuna kur oynaklığı riskini eklemek zorunda kalıyor. Finansman tercihlerindeki bu zorunlu değişim, şirketlerin yatırım kararlarını daha da temkinli hale getirirken, mali kırılganlıkları artırıyor.

Finansman koşullarındaki sıkılaşmanın üretim üzerindeki etkisi yalnızca şirket bilançolarında değil, öncü göstergelere de yansıyor. Zira, Türk sanayisinin nabzını tutan Türkiye İmalat PMI endeksi iki yıldır 50 eşik değerinin altında seyrediyor. Bu görünüm, sektörde faaliyet koşullarının daralmaya devam ettiğine, yeni siparişlerin zayıflayıp üretimin yavaşladığına ve sanayi istihdamının baskı altında kaldığına işaret ediyor. PMI’daki uzun dönemli zayıf görünüm, yüksek faiz politikasının reel ekonomi üzerindeki etkisinin geçici olmaktan çıkıp yapısal bir soruna dönüşme riski taşıdığını ortaya koyuyor.

DEZENFLASYONUN ARZ AYAĞI ZAYIFLIYOR

Merkez Bankası, enflasyonu talebi baskılayarak düşürmeye çalışsa da, üretim cephesinde yaşanan yavaşlama enflasyonla mücadelenin arz ayağını zayıflatıyor. Arzın yeterince artamadığı bir ekonomide fiyat istikrarını kalıcı biçimde sağlamak da güçleşiyor. Sektör uzmanları da, enflasyonla mücadelede para politikasının tek başına yeterli olmayacağını; üretimi, yatırımı ve verimliliği destekleyen politikalarla arz kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğine dikkati çekiyor.

Yüksek finansman maliyeti ve ertelenen yatırımların bir diğer yan etkisi uluslararası rekabet gücünde hissediliyor. Görüşlerine başvurduğumuz yetkililer, üretim maliyetinin rakip ülkelere göre hızla yükselmesi nedeniyle Türk şirketleri için fiyat rekabetinin zorlaştığından bahsediyor. Bu da, ihracatçı firmaların küresel pazarda rekabet avantajını kaybetmesine neden oluyor. Kaybedilen dış pazarların yeniden kazanılması ise çoğu zaman yıllar alıyor. Zira, uluslararası alıcılar tedarik zincirlerini değiştirdiklerinde, eski tedarikçilerine geri dönmeleri kolay olmuyor. Bu nedenle finansman koşullarının etkisi yalnızca kısa vadeli büyüme rakamlarıyla sınırlı kalmazken; Türkiye’nin ihracat kapasitesi, sanayi üretimi ve küresel değer zincirindeki konumunda da uzun vadeli riskler taşıyor. Goldman Sachs ekonomistleri de Türkiye raporunda bu duruma değinerek, rekabet gücünün kaybı nedeniyle büyüyen cari açık, “enflasyonla mücadele programı için ortak bir risk” analizine yer veriyor.

“İŞLETME SERMAYESİNİ YÖNETMEK ZORLAŞIYOR”

Konuya ilişkin Z Raporu’na konuşan Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, para politikası sürecinin reel sektöre etkilerinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Enflasyonla mücadelenin, ekonomide kalıcı istikrar ve öngörülebilir bir yatırım ortamı açısından önem taşıdığını ifade eden Baran, “Enflasyonda gözlenen iyileşme eğilimi uygulanan politikaların belirli ölçüde sonuç vermeye başladığını gösteriyor. Ancak bu sürecin reel sektör üzerindeki etkilerinin de dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor” diyor. Sıkı para politikasının uzamasının, özellikle yüksek faiz
nedeniyle reel sektör üzerinde giderek artan bir maliyet baskısı oluşturduğunu belirten Baran, “Yüksek finansman maliyetleri yatırım iştahını azaltırken, üretim, istihdam ve ihracat kapasitesini de olumsuz etkiliyor. Finansmana erişimde yaşanan güçlükler, krediye ulaşabilen işletmeler için ise yüksek maliyetiyle önemli bir yük haline gelmiş durumda. Özellikle KOBİ’ler, işletme sermayesini yönetmekte ve nakit akışını sürdürmekte her geçen gün daha fazla zorlanıyor” tespitini yapıyor.

Devamı Z Raporu Ağustos 2026 Sayısında…

Dikkat çekenler...