SAVAŞIN EKONOMİK FATURASI: STAGFLASYON

KÜRESEL EKONOMİ, SAVAŞIN TETİKLEDİĞİ YENİ BİR KIRILMANIN EŞİĞİNDE BULUNUYOR. ENERJİ VE GIDA FİYATLARINDAKİ SERT YÜKSELİŞ, TEDARİK ZİNCİRLERİNDEKİ AKSAKLIKLAR VE ARTAN JEOPOLİTİK BELİRSİZLİK, BÜYÜME ÜZERİNDE BASKI OLUŞTURURKEN ENFLASYONLA MÜCADELEYİ SEKTEYE UĞRATIYOR. UZMANLAR, 1970’LERİ HATIRLATAN BU ÇİFT YÖNLÜ SIKIŞMANIN DÜNYA EKONOMİSİNİ YENİDEN STAGFLASYON RİSKİNE YAKLAŞTIRDIĞI UYARISINDA BULUNUYOR.

KADRİYE N. TUNÇSİPER

Küresel ekonomi, savaşın etkisiyle yükselen enerji fiyatlarının tetiklediği bir stagflasyon şokuyla karşı karşıya bulunuyor. Artan belirsizlik ortamı ve tedarik zincirlerindeki aksamalar ekonomi üzerinde aşağı yönlü baskı oluştururken, enerji ithalatına yüksek derecede bağımlı olan Avrupa ve Asya ekonomileri için risk oluşturuyor.

IMF’DEN UYARI

Uluslararası Para Fonu (IMF) da savaşın sürmesi ve enerji fiyatlarının yüksek seyretmesi halinde, küresel ekonominin resesyona girme riskiyle karşı karşıya olduğu açıklamasında bulundu. IMF Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’na göre petrol, doğal gaz ve gıda fiyatlarında bu yıl ve gelecek yıl boyunca sert artışların sürdüğü en olumsuz senaryoda, küresel ekonomik büyümenin 2026 yılında yüzde 2’nin altına gerileyebileceği, enflasyonun ise yüzde 5 üzerine tırmanabileceği öngörülüyor. Raporda, bu seviyenin 1980 yılından bu yana yalnızca dört kez görülen küresel resesyonlar açısından kritik bir eşik olduğuna dikkat çekildi. IMF Küresel Görünüm Raporu’nda Türkiye ile ilgili öngörülerde de revizyona gidilerek büyüme tahmini düşürülürken, enflasyon tahmininde artışa gidildi.

Stagflasyon ekonomi literatüründe çözümü zaman alan, olumsuz bir durum olarak nitelendiriliyor. IMF ve Dünya Bankası, stagflasyon risklerinin küresel ölçekte farklı bölgelerde çeşitli dinamikler üzerinden şekillendiğini ortaya koyarken, etkilerinin de bölgelere göre değişebileceğini ifade ediyor. Stagflasyon durumunda gelişmiş ekonomiler, demografik yaşlanma ve yüksek kamu borçluluğu gibi yapısal sorunlar nedeniyle daha belirgin baskılarla karşı karşıya kalırken, gelişmekte olan piyasalar, döviz kurlarındaki değer kaybı ve artan sermaye çıkışlarının yarattığı finansal kırılganlıklarla mücadele ile karşı karşıya kalıyor. Gelişmekte olan ülkelerde ise gıda ve enerji arzına ilişkin güvensizlikler, mevcut ekonomik zorlukları daha da derinleştiriyor.

BEKLENTİLER BOZULDU

Küresel ekonominin arz şokları, hatalı politikalar ve artan belirsizliklerin etkisi altında kırılgan bir görünüm sergilediğini; jeopolitik gerilimlerin bu süreci derinleştirirken, büyük güçlerin tutumunun belirsizlikleri daha da arttırdığını ifade eden İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Deniz İstikbal, enerji fiyatlarında yeni bir şok dalgasının ortaya çıktığını, bunun ekonomik beklentileri de olumsuz etkilediğini belirtiyor.

Beklentilerin bozulduğu ve enerji tedarikinin zorlaştığı mevcut dönem, petrol krizlerinin olduğu süreci andırdığını; ancak tecrübe edilen krizlerin daha büyük bir yıkım getirebileceğini ifade eden İstikbal, küresel borçluluk seviyesine de dikkat çekiyor. “Yeni bir kriz ve enflasyon dalgası faizlerin tekrar yükseltilmesini gündeme taşıyabilir. Mevcut gelişme faiz ödemelerinin tekrar yükselmesine ve daha fazla verginin borç faizlerine ödenmesine neden olabilir. Yüksek enerji fiyatlarının iktisadi büyüme üzerinde negatif etki meydana getirmesi de sürece işsizlik artışını ekleyebilir. Yüksek enflasyon, artan işsizlik ve düşük iktisadi büyüme stagflasyon olarak isimlendirilen olguya neden olur” şeklinde konuşan İstikbal, krizin aşılması için daha fazla borçlanma gerekliliğinin ortaya çıktığını, yüksek faizler nedeniyle maliyetlerin gelecek nesillerin omuzlarına yüklendiğini ifade eden böylesi bir dönemin ardından reformların zorunlu hale gelebileceğini söylüyor.

GÖZLER MERKEZ BANKALARINDA

Enerji maliyetlerindeki yükseliş ve artan jeopolitik belirsizlikler, küresel piyasalarda stagflasyon riskini güçlendirirken, bu ortamda merkez bankalarının para politikası uygulamalarında daha ihtiyatlı bir tutum benimsemeleri öngörülüyor. Buna göre ABD, Avrupa ve İngiltere merkez bankalarının, piyasa faiz oranlarındaki yükselişin finansal koşulları zaten sıkılaştırmış olması nedeniyle, bu yıl ilave faiz artışlarına gitmek yerine mevcut politika duruşlarını koruması bekleniyor.

İktisat teorisinde genellikle işsizlik ile enflasyon arasında ters yönlü bir ilişki öngörülürken, stagflasyon ortamında bu dengenin bozulduğunu ve hem enflasyon hem de işsizliğin aynı anda yükseleceğini söyleyen Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gaye Sencer, normal şartlarda enflasyonun, toplam talebin toplam arzı aşmasının bir sonucu olarak ortaya çıktığını, ekonomik durgunlukta ise artan işsizlik nedeniyle hane halkı gelirlerinin düşeceğini; bunun da talebi baskılayarak enflasyon üzerinde aşağı yönlü bir etki doğuracağını belirtirken, stagflasyonun ise bu klasik mekanizmanın dışında geliştiğini açıklıyor.

“Stagflasyon ortamında merkez bankalarının para politikası tercihleri son derece zorlaşır. Enflasyonu kontrol altına almak amacıyla uygulanan sıkı para politikaları (yüksek faiz oranları), ekonomik daralmayı derinleştirerek işsizliği ve gelir kayıplarını artırır. Buna karşılık durgunluğu aşmak için benimsenen genişlemeci politikalar (düşük faiz oranları) ise enflasyonu daha da körükler. Bu nedenle stagflasyonla mücadele, politika yapıcılar açısından oldukça karmaşık bir denge gerektirir” diyen Sencer’e göre hem arzı artırmaya yönelik yapısal ve dengeleyici adımların atılması hem de enflasyonu sınırlayıcı parasal tedbirlerin eş zamanlı uygulanması gerekiyor.

Sencer, stagflasyonun en ağır yükünün genellikle düşük gelir grupları üzerinde hissedildiği için, dar gelirli kesimlerin refahını koruyacak sosyal ve ekonomik önlemlerin devreye alınmasının da çok önemli olduğunu sözlerine ekliyor.

Devamı Z Raporu Mayıs 2026 Sayısında…

Dikkat çekenler...