PARANIN TAHT SAVAŞI

ABD KÜRESEL GSYH’NİN YAKLAŞIK YÜZDE 25’İNİ OLUŞTURMASINA RAĞMEN, PARA BİRİMİ OLAN DOLAR KÜRESEL DÖVİZ REZERVLERİNİN HÂLÂ BÜYÜK BİR BÖLÜMÜNÜ OLUŞTURMASININ YANI SIRA BORÇLANMA VE ULUSLARARASI TİCARETTE BASKIN ROLÜNÜ SÜRDÜRÜYOR. BUNUNLA BERABER KÜRESEL EKONOMİNİN AĞIRLIK MERKEZİ DOĞUYA KAYDIKÇA, DEDOLARİZASYON SÜRECİ DE İVME KAZANIYOR. TİCARET SAVAŞLARINI YAŞAYAN KÜRESEL EKONOMİ, YAKIN GELECEKTE PARANIN TAHT SAVAŞLARINA SAHNE OLABİLİR.

KADRİYE N. TUNÇSİPER

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından küresel finans sisteminin bel kemiği haline gelen ABD doları, bugün hâlâ dünyanın en yaygın rezerv para birimi olma unvanını koruyor. Uluslararası ticaretin ve finansal işlemlerin büyük bölümü dolar üzerinden yürütülürken, bu merkezî konum ABD’ye küresel ekonomide önemli avantajlar sağlıyor. Washington, dolara olan bu bağımlılık sayesinde hem dış borçlanmayı kolaylaştırıyor hem de mali yaptırımlarını dünya genelinde daha etkili bir şekilde uygulayabiliyor.

DOLAR NASIL REZERV PARA BİRİMİ OLDU?

İkinci Dünya Savaşı öncesinde küresel ticaretin ve finansal rezervlerin merkezinde, Britanya İmparatorluğu’nun ekonomik ve siyasi gücünün bir yansıması olarak İngiliz sterlini yer alıyordu. Ancak savaşlar ve 1929 Büyük Buhranı, sterlinin küresel güvenilirliğini ciddi biçimde zedeledi. Savaşın ardından yeni bir ekonomik düzen kurmak isteyen ülkeler, 1944 yılında Bretton Woods’ta bir araya gelerek para sistemini istikrara kavuşturmak ve kalkınmayı desteklemek amacıyla Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın kurulması konusunda uzlaştı.

Bretton Woods sistemi, ABD dolarını uluslararası para sisteminin merkezine yerleştirirken, dolar altına sabitlendi ve diğer ülkelerin para birimleri de dolara bağlandı. Bu yapı, doları yalnızca bir ulusal para olmaktan çıkarıp küresel rezerv para konumuna taşırken, ABD’nin savaş sonrası dönemde ekonomik olarak güçlenmesi ve altın rezervlerinin büyüklüğü, sisteme duyulan güvenin temel dayanaklarını oluşturdu.

1960’lardan itibaren ABD’nin dış ticaret açıkları ve Vietnam Savaşı’nın finansman yükü doları zayıflatmaya başladı. Dünya üzerindeki dolar miktarı, Amerikan altın rezervlerini aştığında sistem kırılganlaştı ve 1971 yılında Başkan Richard Nixon, doların altına çevrilebilirliğini tek taraflı olarak sona erdirdi. Bu karar, Bretton Woods sisteminin sonunu getirse de dolar artık altınla bağlantısı olmayan, serbest dalgalı bir para birimi haline geldi. Buna rağmen doların uluslararası konumu sarsılmadı. Çünkü ABD ekonomisinin büyüklüğü, finansal piyasalarının derinliği ve özellikle ABD hazine tahvillerinin güvenilirliği, doları küresel yatırımcılar için cazip kılmaya devam etti.

Petrolün dolar ile fiyatlandırılması, yani petro-dolar sistemi, küresel ekonomide doların vazgeçilmezliğini pekiştiren bir başka unsur olurken, uluslararası ticaretin çok büyük bir bölümü dolar üzerinden sürdürülmeye devam etti. IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar da dolara dayalı sistemlerle çalışmayı sürdürdü. Tüm bu yapılar, rezerv para birimi olarak doların küresel egemenliğini uzun yıllar boyunca korumasına imkân sağladı.

Zamanla alternatif rezerv para birimlerine yönelik tartışmalar artsa da doların yerini alabilecek bir yapı henüz tam anlamıyla ortaya çıkmadı. Bugün Çin yuanı, euro ve diğer bazı para birimleri bu rol için aday gösterilse de mevcut küresel sistemin kurumsal işleyişi, doları hâlâ merkezi konumda tutuyor.

DOLAR KÜRESEL EKONOMİDE HÂLÂ BAŞAT GÜÇ

Doların rezerv para birimi olarak güçlü duruşu, küresel ekonominin diğer alanlarında da bu para biriminin baskın role sahip olmasının önünü açıyor. Dünya ekonomilerinin kriz anlarında başvurduğu en önemli güvence araçlarından biri olan rezerv para birimleri, ülkelerin finansal istikrarını korumada kritik rol oynuyor.

Merkez bankaları, döviz rezervlerini genellikle ekonomik şoklara karşı tampon oluşturmak, ithalat ödemelerini sürdürebilmek, dış borç yükümlülüklerini karşılamak ve yerel para birimlerinin değerini dengelemek amacıyla kullanıyor. Uluslararası ticaretin büyük ölçüde ABD doları üzerinden yürütülmesi, ülkeleri bu para biriminde rezerv tutmaya zorluyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, kriz dönemlerinde ithalat akışını sürdürebilmek ve dolar cinsinden borç ödemelerini gerçekleştirebilmek için döviz rezervlerini güçlü tutmak zorunda kalıyor. Merkez bankaları, döviz piyasalarına müdahale ederek para birimlerinin aşırı değer kaybetmesini ya da yükselmesini engelleyebiliyor.

Rezervlerin hangi para biriminde tutulacağı da önemli bir karar. Ülkeler, hızlı ve güvenilir işlem yapabilecekleri geniş ve likit piyasalara sahip para birimlerini tercih ediyor. Bu yüzden, ABD hazine tahvilleri gibi yüksek güvenliğe sahip varlıklar rezerv tercihlerinde öne çıkıyor. ABD’nin tahvil piyasası hâlâ dünyanın en büyük ve en likit piyasası olma özelliğini sürdürüyor.

Bugünkü tabloda yabancı hükümetler ve şirketler, döviz kuru riskine karşı alacaklılarını güvence altına almak için genellikle dolar cinsinden borç bugün dünya genelindeki borçların yüzde 64’ü dolar üzerinden hesaplanırken, dolar aynı zamanda uluslararası ödemelerde –özellikle euro bölgesi içi ödemeler hariç tutulduğunda– önemli bir paya sahip. Ayrıca döviz işlemlerinde de dolar baskın rol oynuyor. Dolar, ticaretin temel para birimlerinden biri olmayı sürdürürken, dünya genelinde dış ticaret faturalarının yüzde 54’ü dolar cinsinden düzenleniyor.

ABD KENDİ KURDUĞU SİSTEMİN ALTINI OYMA YÖNÜNDE CİDDİ BİR GİRİŞİM İÇİNDE

Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mevlüt Tatlıyer’e göre dolar hâlen ABD için hem büyük bir nimet hem de ciddi bir külfet durumunda. “Diğer ülkelerin ABD dolarına dönük ciddi talebi sayesinde ABD, borçlanma konusunda herhangi bir sıkıntı çekmeden imkânlarının epey üstünde harcama yapabiliyor. Diğer yandan aynı nedenden ötürü ABD ciddi düzeyde cari açık ve bütçe açığı veriyor ki bu da önemli bir finansal kırılganlık yaratıyor” şeklinde konuşan Tatlıyer, ABD’nin diğer ülkelerin dolara dönük ciddi talebini, uluslararası rezerv paranın sahibi olarak istese de istemese de karşılamak zorunda olduğunu ifade ediyor.

“Uluslararası rezerv para birimine sahip olan ülkenin muazzam bir ekonomik/finansal güce sahip olması ve küresel ekonomiyi ve finansı domine etmesi gerekiyor. Aksi takdirde ilgili ülke için uluslararası rezerv para birimine sahip olmanın külfeti, nimetini aşacaktır” şeklinde konuşan Tatlıyer, günümüzde ABD’nin kendi eliyle kurduğu sistemin altını oyma yönünde ciddi bir girişim içinde olduğunu belirterek Trump’ın son dönemlerdeki icraatlarını buna örnek olarak gösteriyor.

Devamı Z Raporu Dergisi Ağustos 2025 sayısında…

Dikkat çekenler...