KÜRESELLEŞME DAĞILIYOR BLOKLAR YÜKSELİYOR

TİCARET SAVAŞLARI, TEDARİK ZİNCİRİ KIRILMALARI VE YÜKSELEN KORUMACILIK, DÜNYA EKONOMİSİNİ ÇOK MERKEZLİ BİR YAPIYA SÜRÜKLÜYOR. ABD’NİN TARİFELERİ, ÇİN’İN HAMMADDE KARTI VE AVRUPA’NIN STRATEJİK ÖZERKLİK ARAYIŞI, KÜRESEL SİSTEMDE YENİ İTTİFAKLARIN ÖNÜNÜ AÇIYOR. BRICS, RCEP VE CPTPP GİBİ BLOKLAR ARTIK YALNIZCA EKONOMİK DEĞİL, JEOPOLİTİK GÜÇ MERKEZLERİ OLARAK SAHNEYE ÇIKIYOR. UZMANLARA GÖRE BU DÖNÜŞÜM, BATI’DAN DOĞU’YA UZANAN UZUN SOLUKLU BİR HEGEMONYA DEĞİŞİMİNİN HABERCİSİ. DÜNYA ARTIK TEK MERKEZLİ KÜRESELLEŞMEDEN DEĞİL, STRATEJİK BLOKLARIN REKABET ETTİĞİ YENİ BİR ÇAĞA GEÇİYOR.

FATMA NUR DİNÇ

Küresel ticaret düzeni, tarihin en köklü kırılmalarından birinin eşiğinde. Yaşanan dönüşüm öylesine derin ve çok katmanlı ki, bunu yalnızca bir “revizyon” ya da “yeniden yapılanma” olarak nitelemek artık yetersiz kalıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen, serbest ticaretin ve küreselleşmenin temel ilke hâline geldiği ekonomik mimari bugün adım adım çözülüyor. Yıllar boyunca “pazarların serbestleşmesi” ve “küresel üretim zincirleri” üzerine kurulan sistemin yerini, korumacılığın ve ulusal üretim merkezli politikaların belirleyici olduğu yeni bir dönem alıyor.

Washington öncülüğünde başlayan bu kırılma, kısa sürede küresel bir eğilime dönüştü. Trump’ın ikinci başkanlık döneminde gümrük tarifelerinin yeniden yükseltilmesi, dünya ticaretinde zincirleme bir reaksiyon yarattı. Pek çok ülke kendi sanayisini koruma refleksiyle karşı önlemler alırken; Nisan ayında açıklanan yeni ABD tarifeleri yalnızca Çin’i değil, Avrupa’dan Latin Amerika’ya kadar geniş bir ticaret ağını etkiledi. Böylece korumacılık, küresel ekonominin yeni normu hâline geldi.

ABD-Çin hattındaki rekabet artık yalnızca iki ekonomi arasındaki güç mücadelesiyle sınırlı değil. Pekin’in nadir toprak elementleri ve kritik hammaddelerde uyguladığı ihracat kontrolleri, Washington’un üretimi yeniden kendi sınırlarına çekme stratejisini zorluyor. Bu karşılıklı hamleler, teknoloji ve enerji sektörlerinde hızla derinleşen bir “stratejik bağımsızlık” yarışını tetikliyor. ABD’nin korumacı adımlarıyla Çin’in hammadde kartı birleşince, küreselleşmenin önüne yeni duvarlar örülüyor. Tüm bu tablo, şu soruyu yeniden gündeme taşıyor: Küreselleşme gerçekten sona mı eriyor, yoksa yalnızca biçim mi değiştiriyor?

KÜRESELLEŞMENİN GELECEĞİNE DAİR FARKLI OKUMALAR

İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Oğuzlu, bloklaşma eğiliminin aslında büyük güçler arasındaki rekabetin geçici bir yansıması olarak görülmesi gerektiğini söyledi. Oğuzlu, “Son 15 yılda bu rekabetin belirgin biçimde hız kazandığı açık. Küreselleşmenin en büyük savunucusu konumundaki ABD bile artık mevcut sistemin işleyişine yönelik ciddi itirazlar dile getiriyor. Washington’daki mevcut yönetim, kendi içinde yükselen popülist ve milliyetçi eğilimlerden etkilenmiş bir Amerikan liderliği sergiliyor” dedi.

ABD’nin bugünkü küresel sistemin artık “Küresel Batı”dan ziyade “Küresel Güney”e ve “Küresel Doğu”ya hizmet ettiğini düşündüğünü belirten Oğuzlu, bunun Batı cephesinde ciddi bir rahatsızlık yarattığını ifade etti. Çin’in de küreselleşmeyi kendi kalkınmasına hizmet eden bir araç olarak gördüğünü vurgulayan Oğuzlu, “Küresel ticaretin hacmi azalmadı; değişen, bu ticaretin içindeki güç dengeleri oldu. Küresel Güney ve Doğu’nun payı artarken, Batı’nın payı küçülüyor” diye konuştu.

Küreselleşme sürecinin 1980’lerde bilgi teknolojilerindeki gelişmeler ve finansal piyasaların entegrasyonuyla yükseldiğini hatırlatan İstanbul Ticaret Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Betül Gür, “Anglo-Sakson kapitalizmi olarak adlandırılan neoliberal model 2008 Küresel Krizi’yle sarsıldı. O tarihten sonra reel ekonomi, üretim ve sanayiye yönelim yeniden güç kazandı” dedi. Dördüncü Sanayi Devrimi’nin bu dönüşümün merkezinde yer aldığını belirten Gür, “Bugün sanayiyi ve mamul mal üretim kapasitesini artırmak için yeni bir teknolojik devrim yaşanıyor. Bu süreç, ülkeleri daha korumacı ve milliyetçi politikalar izlemeye yöneltti” ifadelerini kullandı. Gür, küresel rekabetin devam ettiği mevcut konjonktürde iktisadi milliyetçiliğe dayalı yaklaşımın bir süre daha süreceğini vurguladı.

Türk-Alman Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Elif Nuroğlu ise bloklaşma eğilimini geçici bir dalga değil, küresel sistemin yeni gerçekliği olarak değerlendirdi. Nuroğlu, “Dünya küreselleşmeden alacağını aldı ve artık yeni açılımlar arıyor. Malları en ucuz yerden almak artık en iyi fikir değil; herkesin bir B planı olması gerekiyor” dedi. Pandemi ve savaşlarla birlikte tedarik zincirlerinin bazı ülkelere aşırı bağımlılığının büyük bir kırılganlık yarattığına dikkat çeken Nuroğlu, “Yakın ülkelerle ticaret blokları oluşturmak hem maliyetleri hem karbon salınımını azaltıyor. Yeşil dönüşüm çağında uzun mesafeli tedarik zincirleri sürdürülebilir değil” değerlendirmesinde bulundu. Nuroğlu, bloklaşmanın bu açıdan “küreselleşmenin yeni biçimi” olarak görülmesi gerektiğini vurguladı.

KÜRESEL DENGENİN YENİ HARİTASI

Artık ülkeler, üretim ve ticaret ilişkilerini küresel serbestlikten çok stratejik ortaklıklar ve bölgesel ittifaklar üzerinden tanımlıyor. ABD-Çin ekseninde derinleşen rekabet, yalnızca iki dev ekonomiyi değil, Asya-Pasifik’ten Avrupa’ya kadar uzanan tüm ticaret ağlarını etkiliyor. Bu süreçte ülkeler, “yakın dost” (friend-shoring) ve “yakın coğrafya” (near-shoring) politikalarıyla tedarik zincirlerini yeniden şekillendiriyor; üretimi siyasi ve ekonomik açıdan müttefik gördükleri ülkelere kaydırıyor.

Küresel ticaretin merkezinde yer alan pazarlar artık coğrafyadan çok bloklara göre tanımlanıyor. Asya-Pasifik’te CPTPP, Avrasya hattında BRICS ve RCEP öne çıkıyor. ABD, Çin ve Avrupa arasındaki bu yeni bloklaşma dinamikleri, ekonomik sistemin çok merkezli bir yapıya evrildiğini gösteriyor. Serbest ticaret döneminin sembolü olan “küresel entegrasyon”, yerini güvenlik, teknoloji üstünlüğü ve tedarik istikrarı gibi kriterlerin belirlediği blok temelli bir ekonomiye bırakıyor.

Devamı Z Raporu Dergisi Aralık 2025 sayısında…

Dikkat çekenler...