KOLONYALİZM GERİ DÖNDÜ

ABD BAŞKANI TRUMP’IN 2026’NIN İLK GÜNLERİNDE ÖZEL BİR OPERASYON İLE VENEZUELA DEVLET BAŞKANINA MÜDAHALESİ, GRÖNLAND’A YÖNELİK TEHDİTLERİ VE SONRASINDA YAŞANANLAR YASAL, EKONOMİK VE İDARİ YÖNETİM ARACILIĞIYLA PERÇİNLENEN YENİ BİR KOLONYALİZM DÖNEMİNE İŞARET EDİYOR. KÜRESEL ENERJİ VE TEKNOLOJİ DÖNÜŞÜMÜNÜN HIZLANDIĞI BU DÖNEMDE WASHINGTON’UN KARAKAS VE GRÖNLAND’A YÖNELIK BASKISI, ARTIK SADECE SİYASİ DEĞİL; PETROL ARZ GÜVENLİĞİ, PETRO-DOLAR SİSTEMİNİN KORUNMASI, ELEKTRİKLİ ARAÇLAR VE SAVUNMA SANAYİİ İÇİN KRİTİK OLAN NADİR ELEMENT TEDARİK ZİNCİRLERİNE KADAR UZANAN EKONOMİK ÇIKARLARA DAYANIYOR.

KADRİYE N. TUNÇSİPER

Petrol, dolar, nadir toprak elementleri ve stratejik madenler üzerinden yürütülen yeni küresel rekabet, 2026’nın ilk günlerinde klasik sömürgeciliğin 21. yüzyıl versiyonunu dünya sahnesine taşıdı.

ABD güçlerinin uyuşturucu ticareti bahanesiyle Nicolas Maduro’yu kaçırdığı baskının hemen ardından Trump’ın Venezuela’yı kendilerinin yöneteceğini açıklaması, yeni hedef olarak Grönland’ı işaret etmesi, karşı çıkan ülkelere vergi açıklaması ve İran’ın iç işlerine yönelik tehdidi ile şekillenen yeni dönem, kolonyalizmin geri dönüşünü gösteriyor.

Petrol, hammaddeler ve küresel para sisteminde ABD doları tekelinin korunmasıyla ilgili yeni kolonyalizmin ilk işareti ise geçmişte olduğu gibi imtiyazlı şirketlerin ülkeye girişinin sağlanması şeklinde ortaya çıkıyor.

Operasyonun büyük ABD enerji şirketlerinin Venezuela petrolünü ele geçirmesi için yapıldığını açıkça ve hiçbir şekilde kapalı ifade kullanmadan kabul eden Trump, ABD ile Venezuela arasında ay başında imzalanan 2 milyar dolarlık petrol anlaşmasının ilk somut adımını da tamamladı. Ayrıca Beyaz Saray’da dünyanın en büyük petrol şirketlerinden bazılarının yöneticileriyle bir araya gelerek ülkenin üretimini büyük ölçüde genişletmek için 100 milyar dolar yatırım yapmalarını istediğini açıkladı.

MONROE’DAN “DONROE”YE

Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Emrah Kaya, ABD’nin II. Dünya Savaşı’na dek uyguladığı Monroe Doktrini’ne atıf yaparak içinde bulunduğumuz dönemde Donroe Doktrini’nin hakim olduğunu belirtiyor.

Soğuk Savaş’ın bitimi ve 11 Eylül sonrası dönemde bölgeye yönelik baskının görece azaldığını, bu ortamda Hugo Chavez’in iktidara gelişiyle Venezuela-ABD ilişkilerinin gerildiğini ifade eden Kaya, Maduro döneminde ise hem iç koşullar hem de bölgesel siyaset sağa kayarken, Obama döneminde ABD’nin baskısının nispeten sınırlı kaldığını, ancak Trump’la birlikte Monroe Doktrini’ne dönüş söyleminin yeniden öne çıktığını ifade ediyor. Bu gelişme, Beyaz Saray’ın geçen yılın sonlarında yayınladığı Ulusal Güvenlik Stratejisi belgesiyle de örtüşüyor. Buna göre Trump, rakipleri dışlayarak ve enerji ile tedarik zincirleri üzerindeki ABD kontrolünü yeniden sağlayarak Batı Yarımküre’deki hakimiyetini pekiştirmeyi öngörüyor.

VENEZUELA’NIN PETROL LANETİ

Venezuela 14 Eylül 1960’ta OPEC’in kuruluşunda yer alarak petrol ihracatçısı ülkelerin oluşturduğu grubun kurucu üyeleri arasında yer aldı. 1970’lerde Venezuela petrol sektörünü millileştirerek PDVSA’yı kurdu ve yabancı enerji şirketlerinin kontrolündeki varlıklar ulusal yapıya devredildi. Bu adım, ülkenin petrol gelirlerini doğrudan devlet kontrolüne alarak ekonomik politikalarda belirleyici bir rol oynadı.

1976’dan sonra Venezuela dünya petrol pazarında güçlü bir üretici olarak konumlanırken, 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında ABD’ye günlük ortalama 1,5-2 milyon varil ihracat gerçekleştirerek ABD’nin en önemli tedarikçilerinden biri oldu. Ancak 1998’de Hugo Chavez’in başkanlığı devralması sonrası petrol sektörü yeniden şekillendi. Chavez ülkedeki yabancı petrol şirketlerinin varlıklarını millileştirdi, PDVSA üzerindeki devlet kontrolünü güçlendirdi ve petrol gelirlerini iç politika hedeflerine yönlendirdi.

Bu süreçte devletin sektördeki rolü büyürken, üretim ve ihracat odaklı klasik enerji politikalarının yerini farklı öncelikler aldı. Ancak siyasi istikrarsızlık, kötü yönetim ve enerji altyapısına yapılan yetersiz yatırımlar üretimde ciddi gerilemelere yol açtı. Bu dönüşüm ülkenin bir zamanlar bölgesel enerji devi konumundan uzaklaşması ve petrol sektöründe sıkıntılar yaşanmasına neden oldu. Böylece ülke son yılların en derin ekonomik krizlerinden birini yaşar hale geldi.

DÜNYANIN EN BÜYÜK REZERVLERİNE SAHİP

Venezuela sahip olduğu 300 milyar varili aşan kanıtlanmış petrol rezerviyle dünya lideri konumunda bulunuyor. Bu miktar küresel toplamın yaklaşık beşte birini oluşturuyor ve Suudi Arabistan gibi büyük üreticilerin bile önünde yer alıyor. Ancak bu kaynak ekonomik bir güce dönüşemiyor. Ülke, artık küresel petrol üretiminin sadece yüzde 1’inden azını karşılıyor. Bu düşüş 1990’larda küresel üretimin yüzde 10’undan fazlasını sağlayan Venezuela’nın üretim kapasitesinin ağır şekilde gerilediğini ortaya koyuyor.

Devamı Z Raporu Şubat 2026 Sayısında…

 

Dikkat çekenler...