7 CEPHELİ SAVAŞ PUTİN’İN HAÇLI SEFERİ

“Batı, Rus ayısını zincire vurmak istiyor. Eğer ayı avlanma içgüdülerini terkedip oturduğu yerde böğürtlen ve bal yemeye devam ederse, Batı, nükleer silahlarımız olan pençelerimizi ve bizi koruyan dişlerimizi sökmenin, bizi zincirlemenin yollarını arar. Ayı’nın içi doldurulmuş bir oyuncağa çevrilmesine izin vermeyeceğiz…”

(Vladimir Putin, Büyük Yıllık Basın Toplantısı – 2014)

Yakup Kocaman

shutterstock_222897976

Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’in 18 Aralık 2014 tarihinde düzenlediği basın toplantısında söylediği bu sözler aslında Rusya’nın 2007 itibariyle aktif olarak başlattığı yayılmacı siyasetin felsefesini özetliyordu. Ancak bu yayılmacılığın arkasında 1991’e kadar Varşova Paktı’nda yer alan Polonya’nın 1999’da; Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya gibi eski Doğu Bloku ülkelerinin 2004’te NATO’ya dahil olması vardı. Zira NATO Rusya’yı çevrelerken Rusya da NATO’yu geri itmeye çalışıyordu.

Sovyetler Birliği’nin yıkılışını yaşı ve aklı vefa eden kimse unutmaz herhalde. Soğuk Savaş’ın kalıntıları birbir silinirken geniş bir coğrafyanın, kalabalık bir ülkenin Batı’ya açılmasına tanıklık ettik. Sancılı geçiş süreci küreselleşmenin de etkisiyle daha da farkedilir oldu. Hatta kimileri bir devletin gururunun ayaklar altına alındığını düşündü. Kimilerine göreyse karanlıklardan aydınlığa doğru büyük bir açılımdı. 1990’larda dibe vuran ardından 2000’lerin başında yükselen petrol fiyatları ile bir anda kasaları dolup taşan hidrokarbon zengini ülkenin 2014 ylında Ukrayna’ya yönelik politikaları ve Kırım’ı ilhakı ile yayılmacı kimliği hortladı. Putin aslında 2008’de Güney Osetya ve Abhazya’yı gözünü kırpmadan işgale kalktığında da bu kimlik canlıydı ancak Putin’in aklında 1990’lardan kalan Batı’ya öfkesi ve Sovyetler öncesi döneme dönüş özlemi bölgesel politikalarda cüretkar davranmasına neden oluyordu. Ve elbette Suriye krizi patlak verdiğinden bu yana süren uzun ve derin sessizlik son dönemde IŞİD ile mücadele adı altında son buldu. Ancak mücadele edilen IŞİD değil eli kanlı Esad’a muhalif olan herşeydi. Bu nedenle uçaklar hep sivilleri, muhalifleri ve neredeyse soykırım boyutuna varacak düzeyde Türkmenleri, soydaşlarımızı vurdu. Türkiye güney sınırını PKK’nın Suriye uzantısı olan PYD’den temizleyip güvenli bölge oluşturmaya çalıştıkça Rusya PKK’ya destek verdi. Sıcak denizlere açılmak gibi demode tabirleri bir yana bırakacak olursak Putin Suriye’de Esad sonrası dönemde varlığını korumak için her oyuna girdi. Ve sonra birgün, yine Türk hava sahasını uyarılara aldırış etmeden ihlal etme cüretini gösterdi. Türk F-16’ları Rus uçağını düşürdü. Putin çıldırdı. Ancak gözardı ettiği bir şey vardı; kendisinin sürekli demvurduğu o nasyonel gurur komşu ülkelerde de ziyadesiyle vardı. Üstelik NATO üyesi olması ve Batı’nın uyguladığı yaptırımlara rağmen ona herhangi bir yaptırım uygulamayan dost Türkiye’ye yapmıştı bunu. Angajman kuralları gereği Rusya cevabını aldı.
Peki Putin, 2000’li yılların başından itibaren ilmek ilmek dokunan Türkiye-Rusya ilişkilerini nasıl oldu da, bir uçağının haklı gerekçelerle düşürülmesine feda etti? Bu sorunun cevabı için, Putin’in iktidarının kodlarını bilmek ve anlamak önemli. Soğuk Savaş’ın küllerinden yine bir süper güç çıkarmak isteyen Putin ve onu destekleyen elitin dayandığı tarihi, psikolojik ve ekonomik parametreleri teker teker inceleyerek bir başlangıç yapmak mümkün.

Rusya, Ortodoks damarını harekete geçiriyor Suriye’de IŞİD ya da değil, rejime muhalif herkesin tepesine çoluk çocuk, yaşlı ve kadın demeden bombalar yağdıran Rus uçaklarının kalkıştan hemen önce Ortodoks papazları tarafından kutsanmasının amacı ne? Putin’in, sık sık Türkiye ve Rusya içerisindeki İslamlaşma tehlikesine vurgu yapmasının arka planında ne var? Putin’in son 15 yılda Ortodoks kilisesine adeta para yağdırması ne anlama geliyor?

Devamı Derin Ekonomi Ocak Sayısında….

Dikkat çekenler...