TÜRK SANAYİSİ ÇİN REKABETİNE KARŞI YENİ STRATEJİ ARAYIŞINDA

DÜNYANIN FABRİKASI HALİNE GELEN ÇİN İLE MÜCADELE DÜNYANIN GÜNDEMİNDE KALMAYA DEVAM EDİYOR. TEK BİR TEŞVİK PROGRAMINDAN ZİYADE DEVLETİN FARKLI KADEMELERİNİ VE FİNANSMAN ARAÇLARINI BİR ARAYA GETİREN BÜTÜNCÜL BİR SANAYİ POLİTİKASI UYGULAYAN ÇİN’E KARŞI SANAYİNİN KORUNMASI İÇİN SEKTÖR TEMSİLCİLERİ YENİ STRATEJİLERİN UYGULANMASI GEREKTİĞİNİ BELİRTİYOR.

KADRİYE N. TUNÇSİPER

Çin, finansman, vergi, altyapı, iç talep, kamu alımları ve teknoloji politikalarının ortak bir sanayi stratejisi doğrultusunda eş zamanlı kullanarak küresel sanayide ön plana çıkıyor. Çin’in diğer ülkelere göre 8 kat daha fazla sübvansiyon sağlaması ile belirginleşen bu durum, yerel sanayilerini korumak isteyen tüm ülkeleri zorluyor. Türkiye’de sanayi temsilcileri de Çin ile rekabette tek bir yöntem olmadığını, her sektörün kendisine uygun yol haritası uygulaması gerektiğini belirtiyor.

ÇİN ÇOK BOYUTLU BİR SANAYİ STRATEJİSİ İZLİYOR

Çin’in sübvansiyon modelinde merkezi ve yerel yönetimlerin yanı sıra kamu bankaları, devlet yatırım fonları ve kamu şirketleri önemli aktörler arasında yer alıyor. Pekin yönetimi bu yapı aracılığıyla stratejik sektörlerde üretim kapasitesini hızla artırmayı, şirketlerin maliyetlerini düşürmeyi, yabancı teknolojiye bağımlılığı azaltmayı ve küresel pazarlarda rekabet edebilecek güçlü Çinli şirketler oluşturmayı hedefliyor.

Sistemin en görünür ayağını fabrika yatırımları, kapasite artışı, Ar-Ge faaliyetleri ve ihracat için sağlanan doğrudan destekler oluşturuyor. Bununla birlikte vergi indirimleri, KDV iadeleri, Ar-Ge teşvikleri ve belirli ürünlere yönelik vergi muafiyetleri de şirketlerin mali yükünü önemli ölçüde hafifletiyor.

Çinli şirketlere sağlanan destek doğrudan kamu kaynaklarıyla sınırlı kalmıyor. Kamu bankaları, öncelikli kabul edilen sektörlere piyasa koşullarına kıyasla daha düşük maliyetli ve uzun vadeli finansman sağlayabiliyor. OECD de devlet bağlantılı finans kuruluşları üzerinden sunulan piyasa koşullarının altındaki kredilerin Çin’in sanayi politikasındaki temel destek kanallarından biri olduğuna dikkat çekiyor. Yerel yönetimler ise yatırım çekmek amacıyla uygun maliyetli sanayi arazisi, enerji, lojistik altyapı ve fabrika kurulum kolaylıkları sunabiliyor.

Devlet yatırım fonları özellikle yarı iletken, batarya, elektrikli araç, yapay zeka ve ileri malzeme gibi stratejik alanlara sermaye aktarırken, tüketici teşvikleriyle bu sektörlerde iç talep de destekleniyor. Kamu alımları yerli teknolojiler için ilk müşteri işlevi görebilirken, standartlar ve lisanslama politikaları da öncelikli sektörlerin gelişimini kolaylaştırıyor. Üniversiteler, araştırma merkezleri ve şirketlerin ortak teknoloji hedefleri doğrultusunda yönlendirilmesi ise sistemin Ar-Ge boyutunu güçlendiriyor. Bu kapsamlı destek mekanizması, Çinli şirketlerin yüksek başlangıç maliyetlerini daha kolay karşılamasına ve kısa sürede büyük üretim kapasitesine ulaşmasına imkan tanıyor.

FİRMALAR ÖLÇEĞİNDE BAŞA ÇIKILAMAYACAK HAKSIZ REKABET VAR

Çin’in agresif sanayi politikasına karşı, gelişmiş ülkelerin korumacılık önlemleri ile iç pazarlarını güçlendirmeye çalıştığı; dünyanın Çin’in haksız rekabeti ile yüzleştiği bir dönemden geçtiğimizi ifade eden Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz bu süreçte Çin ile ticarette ortaya çıkan asimetrik tablonun, ülkemiz için yalnızca bir dış ticaret dengesi meselesi değil, doğrudan sanayi politikası ve teknolojik bağımsızlık meselesi olduğunu söylüyor.

Çin’in uyguladığı ölçek ekonomisi ve devlet destekli üretim modeliyle fiyatı bir rekabet aracı olmaktan çıkarıp doğrudan bir “pazara giriş stratejisine” dönüştürdüğünü, OECD Sanayi Sübvansiyonlar Raporu’nda bu durumun firmalarımızın rekabet gücünü aşındırmasının net verilerle görülebileceğini ifade eden Yılmaz, karşı karşıya olduğumuz sorunun firmalar ölçeğinde tek başına başa çıkılamayacak bir haksız rekabet olduğunu belirtiyor.

Çin’den yapılan makine ithalatının 2025’te yüzde 15,7 artarak 12,8 milyar dolara ulaştığını, yükseliş eğiliminin 2026’nın ilk beş ayında da sürdüğünü ve Çin’in toplam makine ithalatındaki payının yüzde 30’a yaklaştığını belirten Yılmaz, makinenin bir yatırım malı olduğuna dikkat çekerek, iç pazarda hızla artan ithalatın yerli üreticilerin ölçek oluşturma imkanını ve kârlılığını zayıflattığını vurguluyor.

Çin’in diğer küresel pazarlarda karşılaştığı kısıtlamalar nedeniyle Türkiye gibi ithalat rejimi görece açık ülkelere daha agresif fiyatlarla yönelme ihtimalinin güçlendiğini ifade eden Yılmaz, makine ve teçhizat yatırımlarının daraldığı bir dönemde yoğunlaşan ithalat baskısının sanayinin Ar-Ge’ye ayırabileceği kaynakları sınırlayarak uzun vadede Türkiye’nin teknolojik derinliğini zayıflatabileceği uyarısında bulunuyor.

Devamı Z Raporu Ağustos 2026 Sayısında…

Dikkat çekenler...