Tedarikte yakınlık avantaj mı?

KÜRESEL TEDARİK ZİNCİRLERİ JEOPOLİTİK GERİLİMLERİN ETKİSİYLE YENİDEN ŞEKİLLENİRKEN, ÜRETİMDE “YAKIN COĞRAFYA” EĞİLİMİ GÜÇ KAZANIYOR. TÜRKİYE, AVRUPA’YA YAKINLIĞI VE ÜRETİM KABİLİYETİYLE BU DÖNÜŞÜMDE ÖNE ÇIKIYOR. ANCAK ARTAN MALİYETLER VE FİNANSMAN KOŞULLARI, BU AVANTAJIN SİPARİŞE DÖNÜŞMESİNİ SINIRLIYOR. HAZIR GİYİMDEN MAKİNEYE BİRÇOK SEKTÖRDE FIRSAT VE KIRILGANLIK AYNI ANDA HİSSEDİLİYOR. YENİ DÖNEMDE TÜRKİYE İÇİN BELİRLEYİCİ OLAN, BU DENGEYİ YÖNETEBİLME KAPASİTESİ OLACAK.

FATMA NUR DİNÇ

Küresel ticaret son birkaç yıldır yalnızca ekonomik dengelerle değil, art arda gelen jeopolitik kırılmalarla yeniden şekilleniyor. Pandemiyle başlayan tedarik zinciri tartışmaları, bugün Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz hattında yoğunlaşan risklerle daha derin bir dönüşüme evriliyor. Enerji fiyatlarında yaşanan sert dalgalanmalar, navlun ve sigorta maliyetlerindeki artış ve kritik geçiş noktalarında yaşanan belirsizlikler, uzun yıllardır ‘ucuz ve uzak üretim’ üzerine kurulu küresel tedarik modelini sorgulatıyor.

Bu yeni dönemde alıcılar için belirleyici olan artık yalnızca maliyet değil; teslimatın sürekliliği, hız ve güvenilirlik öne çıkıyor. Avrupa başta olmak üzere birçok pazar, üretim ve tedarikte daha yakın, daha esnek ve daha öngörülebilir merkezlere yönelme eğilimini güçlendiriyor. Türkiye ise coğrafi konumu, üretim kabiliyeti ve Avrupa ile kurduğu güçlü sanayi entegrasyonu sayesinde bu arayışta öne çıkan ülkelerden biri olarak yeniden gündeme geliyor.

Ancak tablo tek yönlü değil. Küresel ölçekte tedarik zincirleri yeniden yazılırken Türkiye’nin bu süreçten ne ölçüde pay alacağı, yalnızca jeopolitik avantajlarına değil, aynı zamanda içerideki maliyet yapısına ve rekabet gücünü koruyabilme kapasitesine bağlı olarak şekilleniyor. Bu nedenle yaşanan dönüşüm, Türkiye için aynı anda hem önemli bir fırsat alanı hem de kaçırılması halinde maliyeti yüksek bir sınav niteliği taşıyor.

GÜVEN FİYATIN ÖNÜNE GEÇİYOR

Küresel tedarik zincirlerinde yaşanan kırılmanın sahadaki yansımaları, sektör temsilcilerinin değerlendirmelerinde net biçimde ortaya çıkıyor. Türkiye Makine Federasyonu (MAKFED) Başkanı Kutlu Karavelioğlu, “Hürmüz ve Kızıldeniz ekseninde düğümlenen lojistik kriz, dünya mal ticaretinin yüzde 10’undan fazlasını etkileyerek küresel sistemin ‘uzak tedarik’ modelindeki yapısal zafiyetini ortaya koyuyor” derken, Brent petrol ve Avrupa’daki doğal gaz fiyatlarının yüzde 50’nin üzerinde arttığı bu süreçte maliyet yönetiminin yalnızca verimlilikle değil, jeopolitik risk priminin doğru yönetilmesiyle mümkün olduğunu vurguladı. Karavelioğlu, “Jeopolitik risklerin ticaret rotalarını kalıcı olarak yeniden çizdiği bu stratejik kırılma döneminin savaş sonrasında da devam edecek sonuçları olacağı anlaşılıyor” ifadelerini kullandı.

Bu kırılmanın üretim tarafındaki etkileri ise maliyetler üzerinden hissediliyor. Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği (TGSD) Başkanı Toygar Narbay, enerji, ham madde, navlun, sigorta ve finansman maliyetlerinde ciddi bir baskı oluştuğunu belirterek, “2022-2025 döneminde sektör maliyetleri dolar bazında yüzde 26, sepet kur bazında ise yüzde 23 artmıştı; 2026’da bu artışa 13-14 puan daha eklendi” dedi. Maliyetlerdeki bu artışı kabul etmeyen küresel alıcıların siparişlerini başka ülkelere kaydırdığını vurgulayan Narbay, “Ülkenizde kendi oluşturduğunuz dolar bazlı enflasyonu bize ihraç edemezsiniz” söyleminin yaygınlaştığını ifade etti. Avrupa ve ABD pazarlarında talebin yavaşladığını, Türkiye’ye yönelmesi beklenen siparişlerin de alternatif ülkelere kaydığını belirten Narbay, ihracatçıların kayıplarını Arap Yarımadası ile telafi etmeye çalıştığını ancak bu pazarda da zayıflama riskinin ortaya çıktığını söyledi.

Bu baskının sahadaki en net yansıması ise bazı sektörlerde sert daralma olarak ortaya çıkıyor. Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) Başkanı Berke İçten, Türkiye’nin 2022 yılında 580 milyon çiftlik üretim kapasitesiyle Avrupa’nın en büyük üreticisi konumunda olduğunu ve “377 milyon çift ayakkabı ihraç ederek ülkemize 1,3 milyar dolar döviz kazandırdıklarını” belirtti. Ancak uygulanan “düşük kur–yüksek faiz” politikası ve yüksek gümrük vergilerinin maliyetleri artırarak rekabet gücünü zayıflattığını ifade eden İçten, jeopolitik riskler ve bölgesel çatışmalarla birlikte talebin daraldığını söyledi. Bu süreçte “2022’de 377 milyon çift olan ihracatımızın 2025’te 187 milyon çifte gerilediğini”, değer bazında ise “1,3 milyar dolardan 1 milyar dolara düştüğünü” vurguladı.

İthalat tarafında ise hızlı bir artış yaşandığını belirten İçten, “2021’de 26 milyon çift olan ayakkabı ithalatımızın 2024’te 77 milyon çifte, değer bazında 1,7 milyar dolara ulaştığını” ifade etti. 2021’de 550 milyon dolar dış ticaret fazlası veren sektörün 2024’te aynı büyüklükte açık verdiğini söyleyen İçten, ihracattaki daralma ve ithalattaki artışa paralel olarak yüzlerce üretim tesisinin kapandığını ve istihdamın yüzde 35-40 oranında azaldığını belirtti. 2026’nın ilk aylarında ihracatın değer bazında yüzde 13,5, adet bazında yüzde 33,2 gerilediğini söyleyen İçten, enerji ve lojistik maliyetlerindeki artışın yanı sıra yan sanayide de fiyatların yükseldiğine dikkat çekti.

Devamı Z Raporu Mayıs 2026 Sayısında…

Dikkat çekenler...