ORTADOĞU’DA SON ALTI AYDA HIZ KAZANAN TÜRKİYE-SUUDİ ARABİSTAN YAKINLAŞMASI, YALNIZCA İKİLİ İLİŞKİLERDE YENİ BİR SAYFA AÇMIYOR, ABD DESTEKLİ İSRAİL MERKEZLİ GÜVENLİK MİMARİSİNİN YERİNİ EKONOMİK ENTEGRASYON, TİCARET KORİDORLARI VE BÖLGESEL İŞ BİRLİĞİNE DAYALI YENİ BİR DENKLEME BIRAKABİLECEĞİNİN DE GÜÇLÜ İŞARETLERİNİ VERİYOR. ULAŞTIRMA PROJELERİNDEN SURİYE’NİN YENİDEN İNŞASINA, GÜMRÜK ENTEGRASYONUNDAN STRATEJİK YATIRIMLARA UZANAN ORTAK ADIMLAR, BÖLGE ÜLKELERİNİN DIŞ MÜDAHALELER YERİNE KENDİ ÇIKARLARI DOĞRULTUSUNDA İSTİKRAR ÜRETEN YENİ BİR EKSEN OLUŞTURMA ARAYIŞINI ORTAYA KOYUYOR.
SERNUR YASSIKAYA
Ortadoğu son yılların en kapsamlı jeopolitik dönüşümlerinden birini yaşıyor. Yaklaşık dört yıl önce bölgesel siyasetin merkezinde yer alan ve İsrail’in Arap dünyasına entegrasyonunu hedefleyen Abraham Anlaşmaları, bugün hukuken yürürlükte olmasına rağmen siyasi ağırlığını giderek kaybeden bir çerçeveye dönüşmüş durumda. Gazze savaşıyla birlikte değişen güvenlik algısı, İsrail’in Lübnan, Suriye ve İran ekseninde yürüttüğü askeri strateji ve bunun bölgesel istikrara maliyeti, Körfez ülkeleri başta olmak üzere birçok aktörü yeni arayışlara yöneltti. Ortaya çıkan yeni tabloda dikkat çeken en önemli gelişme ise Türkiye ile Suudi Arabistan arasında son altı ay içerisinde hız kazanan siyasi, ekonomik ve stratejik iş birliği süreci oldu.
Bu yakınlaşma yalnızca iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesi olarak değerlendirilemez. Aksine, bölgenin güvenlik mimarisini yeniden şekillendirebilecek, ekonomik entegrasyonu önceleyen ve dış müdahaleleri sınırlandırmayı hedefleyen yeni bir bölgesel düzenin temel taşlarından biri olarak görülüyor. Son dönemde imzalanan ulaştırma, ticaret, gümrük ve özel sektör iş birliği anlaşmaları da bu stratejik dönüşümün somut göstergeleri niteliğinde.
ABRAHAM ANLAŞMALARI RAFA KALKTI
2020 yılında büyük beklentilerle hayata geçirilen Abraham Anlaşmaları, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas arasında diplomatik normalleşmeyi sağlamıştı. Washington’ın hedefi, zaman içerisinde Suudi Arabistan’ın da bu sürece katılmasıyla işgalci güç İsrail’in hakim güç olduğu bir Ortadoğu ekseni oluşturmaktı.
Ancak Gazze’de yaşanan soykırım, İsrail’in bölge ülkelerini hedef alan pervasız saldırıları ve İran ile yaşanan savaş, bu planın sürdürülebilirliğini ciddi biçimde zayıflattı. Suudi Arabistan, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin yoğun diplomatik baskısına rağmen İsrail ile normalleşme sürecini askıya aldı. Riyad yönetimi, Filistin meselesinde kalıcı çözüm sağlanmadan böyle bir adımın hem bölgesel meşruiyet hem de iç kamuoyu açısından mümkün olmadığını açık biçimde ortaya koydu. Bu gelişme, işgalci İsrail’in uzun süredir inşa etmeye çalıştığı bölgesel kaos planında önemli bir kırılma oluştururken, Körfez ülkelerinin de alternatif ortaklıklara yönelmesini hızlandırdı.
HİCAZ HATTI KURULUYOR
Son altı ay içerisinde Ankara ile Riyad arasında gerçekleştirilen üst düzey temaslar, ilişkilerin yalnızca diplomatik düzeyde değil, ekonomik ve güvenlik boyutunda da yeni bir aşamaya taşındığını gösteriyor. Öncelikle iki ülke arasında tarihi Hicaz Demiryolu güzergâhını yeniden canlandırmayı hedefleyen ulaştırma mutabakatları dikkat çekiyor. Planlanan koridor; Türkiye’yi Halep, Şam, Ürdün ve Suudi Arabistan üzerinden Körfez’e bağlayacak yeni bir lojistik ağ oluşturmayı amaçlıyor. Uzun vadede bu hattın Umman ve Hint Okyanusu’na kadar uzatılması öngörülüyor. Bu proje yalnızca bir ulaşım yatırımı değil, aynı zamanda Ortadoğu’da ekonomik bağımlılığı artıracak, ticaret hacmini büyütecek ve ülkeler arasında karşılıklı güven inşa edecek stratejik bir entegrasyon modeli olarak değerlendiriliyor.
Türkiye-Suudi Arabistan yakınlaşmasının en önemli sonuçlarından biri de Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) tartışmalarında yaşanıyor. İlk tasarımında Hindistan’dan başlayan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Ürdün, İsrail ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya ulaşması planlanan koridor, Gazze savaşından sonra yeniden değerlendirilmeye başlandı. İsrail basınında yer alan iddialara göre Riyad yönetimi artık İsrail’i devre dışı bırakacak alternatif güzergâhları inceliyor. Masadaki en güçlü seçeneklerden biri ise Suriye üzerinden Akdeniz’e ulaşan yeni bir kara ve demir yolu hattı. Bu ihtimal gerçekleşirse Türkiye, Avrupa, Akdeniz, Körfez ve Asya arasındaki en önemli lojistik merkezlerden biri haline gelirken, İsrail’in Hayfa Limanı üzerinden elde etmeyi planladığı stratejik avantaj büyük ölçüde ortadan kalkmış olacak.
TİCARET VE GÜMRÜK ALANINDA KRİTİK ADIMLAR
Son aylarda yalnızca ulaştırma projeleri değil, ticaretin kolaylaştırılmasına yönelik önemli mekanizmalar da oluşturuldu. Geçtiğimiz aylarda Brüksel’de gerçekleştirilen Dünya Gümrük Örgütü toplantısı kapsamında Türkiye ile Suudi Arabistan arasında Ortak Eylem Planı imzalandı. Anlaşmanın temel hedefleri arasında, kara yolu transit koridorlarının geliştirilmesi, TIR sisteminin daha etkin uygulanması, gümrük işlemlerinin dijitalleştirilmesi, yetkilendirilmiş yükümlü programlarının karşılıklı tanınması, bölgesel lojistik ağlarının güçlendirilmesi yer alıyor. Bu teknik düzenlemeler ilk bakışta bürokratik görünse de aslında bölgesel ticaret maliyetlerini düşürecek, taşımacılığı hızlandıracak ve Türkiye-Körfez ticaretinin kurumsal altyapısını güçlendirecek adımlar olarak öne çıkıyor.
130 MİLYAR DOLARLIK POTANSİYEL
Devletler arası iş birliğinin yanında özel sektör boyutunda da önemli gelişmeler yaşanıyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Suudi Arabistan Odalar Federasyonu arasında imzalanan İş Birliği Mutabakat Zaptı, yatırımcılar açısından yeni bir dönemin başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Anlaşmada ortak yatırım platformlarının oluşturulmasını, sanayi iş birliklerinin artırılmasını, teknoloji transferini, KOBİ’ler arasındaki bağlantıların güçlendirilmesini, ticaret heyetlerinin düzenli hale getirilmesini hedefliyor.
Devamı Z Raporu Ağustos 2026 Sayısında…
