ENFLASYONİST BASKI YENİDEN BELİRİRKEN SIKILAŞMA DÖNGÜSÜ ÜRETİMİ NASIL ETKİLEYECEK?

ARTAN ENERJİ MALİYETLERİ TÜM DÜNYADA ENFLASYONİST BASKIYI YENİDEN ARTIRIRKEN, BEKLENEN FAİZ İNDİRİMLERİNİN İSE ÖTELENMESİNE NEDEN OLDU. FAİZ İNDİRİMLERİ RAFA KALKARKEN, MASAYA YENİDEN FAİZ ARTIRIMLARI GELMEYE BAŞLADI. TÜRKİYE’DE İSE YAVAŞLAYAN DEZENFLASYON SÜRECİNİN DAHA FAZLA SEKTEYE UĞRAMASINDAN ENDİŞE EDİLİYOR. DÜNYA GENELİNDE OLDUĞU GİBİ TCMB’DEN DE FAİZ İNDİRİM BEKLENTİLERİ ÖTELENİYOR. ANCAK TÜRKİYE’DE 3 YILI GERİDE BIRAKAN SIKI PARA POLİTİKASININ ÜRETİM VE REEL SEKTÖRDEKİ ETKİSİ İSE RİSKLİ ALANA GİRMİŞ GÖRÜNÜYOR. SAVAŞLA BİRLİKTE OLUŞAN BELİRSİZLİK ORTAMINDA TÜRKİYE EKONOMİSİNİN BU RİSKLERE KARŞI TAŞIDIĞI AVANTAJLARA DA DİKKAT ÇEKİLİYOR. TÜRKİYE’NİN ÖZELLİKLE ENERJİ TEDARİKİ, TURİZM VE SERMAYE AKIŞLARINDA ÖNEMLİ BİR MERKEZ HALİNE GELEBİLECEĞİ BELİRTİLİYOR.

GİZEM TÜMBAY KOÇAK

28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş, küresel ekonomide belirsizliği artırdı. Artan enerji fiyatları enflasyonist baskıyı yeniden tetiklerken, büyüme beklentilerinin ise aşağı yönlü revize edilmesine neden oldu.

Küresel petrol tedarikinin beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla küresel petrol arzında günlük 20 milyon varillik kayıp yaşandı. Geçiş aksaklıkları, risklerin artmasıyla sigorta maliyetlerinde yaşanan artışlar petrol fiyatlarında sert yükselişlere yol açtı. Brent petrol kısa sürede 72 dolardan 112 dolara yükselirken, Avrupa’da doğalgaz fiyatları yüzde 60’a varan artış gösterdi. Körfez bölgesinin küresel üretim ve ticaretteki merkezi rolü, bu şokun etkilerini derinleştirirken, mevcut fiyat seviyeleri korunsa dahi kriz öncesine dönüşün aylar alabileceği değerlendiriliyor. Yaşanan şok gerek Türkiye’de gerekse dünyada enflasyonist baskıların yeniden tetiklenmesine ve faiz indirimlerinin de ötelenmesine yol açtı. Faiz indirimlerinin yerini yeniden faiz artırımlarının alabileceğine yönelik öngörüler büyüme beklentilerinin de aşağı yönlü revize edilmesine yol açtı. Türkiye’de ise yavaşlayan dezenflasyon sürecinin sekteye uğraması ve bu nedenle de TCMB’nin faiz indirimlerini daha da fazla öteleyebileceği bekleniyor.

GERİLİMİN TÜRKİYE’YE 4 TEMEL ETKİSİ

Ortadoğu’da tırmanan jeopolitik gerilimlerin Türkiye ekonomisine etkisi temelde dört ana kanal üzerinden hissediliyor. Bunların başında enerji maliyetleri ve enflasyon geliyor. Türkiye’nin net enerji ithalatçısı olması nedeniyle petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki her artış, doğrudan maliyet enflasyonunu yukarı çekerken, ulaştırma, sanayi, gıda ve hizmet fiyatları üzerinden ekonominin geneline yayılan ikincil etkiler üretiyor.

Kocaeli Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Özgür Bayram Soylu’ya göre, petrol fiyatlarında her 10 dolarlık artışın enflasyonu yüzde 1’in üzerinde yukarı çekme potansiyeli ve enerji faturasında yaklaşık 4 milyar dolarlık ek yük oluşturması, enflasyon görünümü ile cari açık beklentilerinde bozulmayı neredeyse kaçınılmaz hale getiriyor. Bu çerçevede enerji şoku, yalnızca fiyatlar genel seviyesini etkileyen bir unsur olmanın ötesine geçerek, dezenflasyon programının en hassas noktalarına temas eden, çok katmanlı bir maliyet sarsıntısı olarak değerlendiriliyor.

DIŞ TİCARET VE LOJİSTİK

İkinci ana kanal ise dış ticaret ve lojistik üzerinden şekilleniyor. Ortadoğu pazarlarında talep daralması riski artarken, Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz gibi kritik geçiş noktalarında artan güvenlik sorunları, navlun ve sigorta maliyetlerini yukarı çekiyor. Buna ek olarak teslim sürelerinin uzaması, ihracatın kârlılığını zayıflatan bir unsur olarak öne çıkıyor.

Bu gelişmeler Türkiye açısından özellikle Körfez ve çevre pazarlara yapılan ihracatın maliyet yapısını bozarken, düşük marjla çalışan sektörlerde kârlılık üzerindeki baskıyı artırıyor. Aynı ürünün daha yüksek maliyetle ve daha fazla risk altında taşınmasının, öngörülebilirliği azaltarak ticari karar alma süreçlerinde de belirsizliği belirgin şekilde artırdığı söyleniyor.

Üçüncü kanal turizm ve hizmet ihracatı. Bu alan jeopolitik algı değişimine en hızlı tepki veren kalemlerden biri olarak gösteriliyor. Bölgeye yakınlık nedeniyle özellikle sınır illerinde turist akışında düşüşler yaşama ihtimali yüksek görülüyor. Fakat Türkiye’nin görece güvenli destinasyon algısı, üst gelir grubu turistler açısından sınırlı da olsa telafi edici bir fırsat ortaya çıkarma potansiyeli taşıyor.

“TÜM KANALLAR BİRBİRİNİ BESLEYEN BİR DÖNGÜ OLUŞTURUYOR”

Dördüncü ve makro politika açısından en kritik kanal ise finansal piyasalar, döviz kuru ve ülke risk primi üzerinden şekilleniyor. Soylu, jeopolitik belirsizliklerin arttığı dönemlerde yatırımcı davranışının belirgin biçimde değiştiğine, gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahının zayıfladığına, buna paralel olarak döviz talebinin yükseldiğine ve yerel para birimlerinin baskı altına girdiğine dikkat çekiyor.

Türkiye özelinde bu dinamikler, kur oynaklığının artması, döviz rezervleri üzerinde baskı oluşması ve finansal koşulların sıkılaşması şeklinde karşılık buluyor.

Soylu’ya göre, tüm bu başlıklar birlikte değerlendirildiğinde Türkiye ekonomisi açısından asıl risk, kanalların birbirini besleyen bir döngü oluşturmasında yatıyor. Enerji fiyatlarındaki artış ilk etapta akaryakıt üzerinden hissedilse de etkisi hızla genişliyor; taşımacılık maliyetleri yükseliyor, bu artış gıda ve sanayi fiyatlarına yansıyor, enflasyon beklentileri bozuluyor.

Buna paralel olarak para politikasının hareket alanı daralıyor, faiz indirimine yönelik alan sınırlanırken kur üzerindeki baskı güçleniyor ve cari açık görünümü zayıflıyor. Soylu, bu nedenle jeopolitik belirsizliğin yarattığı jeoekonomik öngörülemezliğin, Türkiye’de fiyatlama davranışlarını şekillendiren kritik bir önemde olduğunu vurguluyor.

Devamı Z Raporu Mayıs 2026 Sayısında…

Dikkat çekenler...