ENES CEBE
Günümüzde küresel ekonomi büyük ölçüde borç alıp verme fonksiyonu üzerinden çalışıyor. Ekonomide her ajan belirli kanallardan borçlanırken bu yazıda odaklanacağımız kamu borçları devletlere has bir olgu olmakla birlikte büyük ölçüde tahvil piyasasını ilgilendiriyor. Farklı kamu borçlanması kaynaklarından da bahsetmek mümkün olsa da konuyu tahvil üzerinden ele almak daha anlaşılır olabilir. Yatırımcılar, devlet tahvillerini alarak devlete borç veriyor ve devlet, bu tahvillerin vadesi geldiğinde anapara ile faiz ödemesi yapıyor. Daha riskli görülen tahviller yatırımcısına daha yüksek getiriler (faizler) sunarken daha güvenilir tahvillerin getirisi görece az ancak istikrarlı bir seçenek olarak karşımıza çıkıyor. Ancak borçlanmanın da sürdürülebilir olması gerekiyor çünkü aşırı borçlanma beraberinde yüksek faiz ödemelerine ve kamu harcamalarının dağılımında faize ödenen tutarın artmasına ve bu yüzden diğer harcama kalemlerinde aşınmalara neden olabilir.
Bu yazıda öncelikle küresel ölçekte borç sorununa değinecek, olası tehlikeler ve çözümler üzerine tartışacağım. Konuyu ve sorunu iyice anlamak için ilk başvuracağım veri kamu borcunun gayri safi yurtiçi hasılaya bölünmesiyle elde edilen Borç-GSYİH oranı olacak. Bu veri ülkelerin borç sürdürülebilirliğini göstermesiyle önem kazanıyor çünkü kamu borcunun söz konusu ülkede 1 yıl içerisinde üretilen mal ve hizmetlerin değerine kıyasla ne ölçüde olduğunu bildiriyor. Söz konusu oranın yüksek olduğu ülkeler borcun sürdürülebilirliği açısından risk barındırırken düşük olan ülkeler görece borcun geri ödemesindeki sistemik riske daha az sahip denebilir. Tablo 1 GSYİH’ye oranla en borçlu 10 ülkeyi ve Türkiye’nin bu listede kaçıncı sırada yer aldığını gösteriyor.
Yukarıdaki tabloda kamu borcunun GYSİH’ye oranı açısından en borçlu 10 ülke ve Türkiye’nin 186 ülke arasındaki konumu gösteriliyor. Sudan listenin en başında yer alırken Japonya, İtalya, ABD, Fransa ve Kanada da dikkat çeken ülkeler arasında. Özellikle dünyada GSYİH açısından dünyanın bir numarası olan ABD’nin (yaklaşık 30 trilyon ABD doları) GSYİH’sini aşan borç tutarı küresel ölçekte birtakım sıkıntılara yol açabilir. Türkiye’nin ise bu listenin sonlarında yer alması borcun sürdürülebilirliği açısından görece daha iyi bir seviyede olduğuna işaret ediyor. Ancak Türkiye’de yüksek enflasyon sorununun yol açtığı yüksek faizler kamu borcunun aşırı olmadığı durumda dahi borç servisi maliyetlerini artırabilir ve ülkeyi finansal açıdan kırılgan bir duruma sokabilir.
YÜKSELEN BORÇ SERVİSİ MALİYETLERİ
Borç servisi, her bir devletin aldığı borçlar için, belirli bir süre zarfında yaptığı faiz ödemeleri ve anapara ödemeleri toplamını ifade ederken, bu maliyetin yüksek olması, borçların yüksek faizli olduğuna ya da çok fazla borçlanıldığına işaret ediyor. Yüksek maliyetler, devletin borçlarını ödeme konusunda daha fazla kaynak ayırması gerektiğini ve dolayısıyla bu yükümlülüklerin daha fazla ekonomik baskı oluşturabileceği anlamına geliyor. Böyle bir durum bütçe üzerinde de baskı yapabilir çünkü eğitim, sağlık vb. için ayrılabilecek bir kaynak faiz ödemelerine gidebilir. Tablo 2 seçili ülkelerde faiz ödemelerinin GSYİH’den aldığı payı ortaya koyuyor:
IMF bu veride ülkeleri 3,5 veya daha fazla, 2,5 – 3,5, 1,5 – 2,5, 0,5 – 1,5 ve 0,5’ten az olarak sınıflandırıyor. 3,5 ve fazla orana sahip olan ülkelerin görece yüksek faiz yükümlülüğü içerisinde olduğunu söyleyebiliriz. Seçtiğimiz ülkeler fikir vermesi açısından önemli. Öncelikle sıklıkla karşılaştırılan Brezilya, Meksika ve Kolombiya gibi Latin Amerika ülkeleri ile Türkiye’nin faiz borcu arasında büyük bir fark olduğu görülüyor. Söz konusu ülkeler ve Türkiye görece yüksek faizle borçlanan ülkeler olmasına rağmen Türkiye onlara kıyasla daha az faiz yükümlülüğüne sahip. Arjantin diğer Latin Amerika ülkelerinden bu konuda pozitif ayrışıyor ve Türkiye ile faiz yükümlülükleri birbirine yakın. Küresel ölçekte en borçlu ülkelerden biri olan ABD’nin de 3.86 ile faiz ödemelerinin oldukça yüksek olduğunu görüyoruz. Yine tabloda İtalya ve Kanada gibi küreselde önemli yer kaplayan ülkelerin de faiz yükümlülüklerinin fazla olduğu görülebilir. Zaten bu ülkeler ilk tabloda da yer aldığı için borç kaynaklı kırılganlığa sahip oldukları söylenebilir.
Devamı Z Raporu Dergisi Temmuz 2025 sayısında…
