FAİZ ENFLASYON YERİNE SANAYİYİ VURDU

YÜKSEK FAİZ NEDENİYLE SANAYİDE YENİ YATIRIM KARARLARININ ERTELENMESİ, ÜRETİM VE TİCARETİN ÇARKLARINI GİDEREK SIKIŞTIRIYOR. ÖZELLİKLE SANAYİ AĞIRLIKLI İŞLETMELER, FAALİYET KARININ YAKLAŞIK YÜZDE 90’INI ÜRETİM VE YATIRIM YERİNE FİNANSMANA HARCAMAK ZORUNDA KALIYOR. BU NEDENLE DEZENFLASYONUN ARZ AYAĞINDA AKSAMALAR YAŞANIRKEN ENFLASYONLA MÜCADELE DE SEKTEYE UĞRUYOR.

İMALATÇILARIN FAALİYET KOŞULLARINDAKİ BOZULMA SON 1,5 YILIN EN KÖTÜSÜNE ULAŞIRKEN KONKORDATOLAR İSE YIL BİTMEDEN 2 BİNİ AŞTI. SIKI PARA POLİTİKASININ DEZENFLASYONİST ETKİLERİNİN SINIRA DAYANDIĞINI İFADE EDEN UZMANLAR, BİLHASSA GIDA, GAYRİMENKUL VE HİZMETLERDE FAİZE DUYARLILIĞIN AZALDIĞINA İŞARET EDİYOR. ENFLASYONLA MÜCADELE İÇİN ARTIK ARZ YÖNLÜ POLİTİKALARA İHTİYAÇ OLDUĞU BELİRTİLİYOR.

ERDİ YILMAZ

Yüksek faize rağmen enflasyonu hedeflenen seviyeye henüz çekemeyen Merkez Bankası, sıkı para politikasının yan etkileriyle yüz yüze kaldı. Sanayinin çarklarını yavaşlatıp şirketlerin rekabet gücünü zayıflatan bu durum, neden olduğu arz sorunuyla da enflasyon risklerini canlı tutuyor. Sıkı para politikası yüzünden borçlarını yönetemeyen şirketlerin artması ise konkordatoları yıl bitmeden 2 binin üzerine taşıdı. Eylülde mahkemeler 252 şirket için konkordato geçici mühlet kararı verirken, 9 ayda verilen geçici mühlet kararı 2 bin 85 oldu. Ocak-Eylül döneminde iflas kararı çıkan dosya sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 117 artarak 165’e yükseldi. Artan iflas anlaşması başvurularına ilişkin Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, eylül ayında yaptığı açıklamada, “Konkordatonun suistimal edilmesine karşı tedbir alınacak” demişti. Uzmanlar ise konkordatolarda daha önce görülmeyen bir farka dikkati çekiyor. O da borsaya kote büyük ölçekli şirketler de artık konkordato ilan etmek zorunda kalıyor. Bu şirketlerin faaliyet gösterdiği sektörlere bakıldığına ağırlıkla polietilen, tekstil, ayakkabı ve GYO gibi alanlarda yer aldıkları görülüyor. Konkordato durumu, bir yandan da ekosistemin içinde yer alan sağlıklı işletmelerin ödeme alamayarak nakit akışı sorunu yaşama riskini beraberinde getiriyor. Ayrıca, bu şirketlerin istihdamdaki paylarının yüksek olması istihdamın olumsuz etkilenmesine kapı aralıyor.

FAİZ ENSTRÜMANI ENFLASYONLA MÜCADELEDE SINIRA DAYANDI

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin verileri ise sıkı para politikasının bir başka yan etkisine işaret ediyor. Buna göre, 2025’in ilk 8 ayında kurulan şirket sayısı geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 0,6 azaldı. Aynı dönemde kapanan şirket sayısında yüzde 11,1 oranında artış kayda geçti. Enflasyonun düşürülmesinde faiz enstrümanının etkilerinin sınıra dayandığını ifade eden sektör temsilcileri, bundan sonraki dönemde arz yönlü politikalarla enflasyonun önüne geçilebileceği görüşünü öne çıkarıyor. Bu kapsamda özellikle gıda, gayrimenkul ve hizmet kalemlerindeki ataletin faize duyarlılığının azaldığına işaret ediliyor. Merkez Bankası’nın referans faizi ile ticari kredi faizi arasında oluşan makas da sanayi ve ticari şirketler için bir diğer zorluk. Krediye ulaşma konusunun ise hali hazırda kredi maliyetinden de önemli bir konu olduğuna değinilirken, özellikle KOBİ’lere yönelik kredi tahsislerinin kredi kısıtlamaları dışında bırakılması çağrıları yapılıyor.

“REEL SEKTÖRDE KIRILGANLIKLAR DERİNLEŞİYOR”

Süreci değerlendiren Kocaeli Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Bayram Soylu, “Yüksek faiz politikasının reel sektör üzerindeki baskısı, adeta sanayicinin omzuna asılmış görünmez bir çuval gibi ağırlaşıyor” diyor. Soylu’ya göre, kredi maliyetlerinin sürdürülemez düzeyi, üretim hacmi ve kapasite kullanım oranlarını aşağı çekerken, enerji, inşaat, tekstil ve gıda gibi sermaye yoğun sektörlerde işletme sermayesi ihtiyacını her geçen gün büyütüyor.

Açıklamasında, “Üretici, artık makine sesiyle değil, faiz taksitlerinin ritmiyle çalışıyor” benzetmesini kullanan Soylu, “Artan borçlanma maliyetleri üretimi sınırlarken, sanayi üretim endeksinde durağanlaşma ve kapasite kullanımında istikrarsızlık eğilimi kaçınılmaz oluyor” şeklinde konuşuyor. Faiz ödemelerinin artmasıyla birlikte, işletmelerin kârının önemli bir kısmı ise finansman giderlerine yöneliyor. Doç. Dr. Soylu, ekonomi yönetiminin, bu tabloyu “geçici bir denge” olarak nitelediğini belirtirken, ”Aslında ortada duran şey bir denge değil, yüksek faizli bir sessizlik. Çünkü bu sessizlikte üretim yavaşlıyor, yatırım bekliyor, umut bile temkinli nefes alıyor. Ve maliyet enflasyonu, kimsenin üzerine almak istemediği bir günah gibi, sessizce büyümeye devam ediyor” yorumunda bulunuyor. Diğer yandan politika faizindeki indirimlerin kredi kanallarına tam yansımadığına dikkati çeken Soylu, bunun finansmana erişimi zorlaştırdığını, kredi maliyetlerini artırıp kredi tahsisinde seçiciliği derinleştirdiğini söyleyip, “Bu durum, reel sektör içinde ölçek bazlı kırılganlıkları derinleştiriyor” tespitine yer veriyor.

“YÜKSEK FİNANSMAN MALİYETİ YATIRIMLARI ERTELETİYOR”

Görüşlerine başvurduğumuz bir diğer isim olan Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Başkanı Orhan Aydın, yüksek faiz politikalarının, üretim maliyetlerinden yatırım kararlarına, finansmana erişimden istihdama kadar reel sektör üzerinde ciddi faturası bulunduğunu belirterek, sürdürülebilir büyüme ve kalkınma için, yatırım ve üretimi merkeze alan politikalara ihtiyaç olduğunu anlatıyor. Türkiye’de enflasyon ile politika faizi arasındaki makasın gelişmiş ülkelerden çok daha fazla olduğunu bildiren Aydın, “Avrupa’nın gelişmiş ülkeleri İngiltere, Almanya, Fransa, İspanya’ya baktığınızda enflasyon ve faiz arasındaki makasın açık olmadığını görürsünüz. Enflasyon ve faiz illetinden kurtulabilmenin yolu yatırım ve üretimden geçer” diye konuşuyor. Yüksek faiz politikasının, işletmelerin sermaye maliyetlerini doğrudan artırarak üretim faaliyetleri üzerinde baskı oluşturduğunun da altını çizen ASKON Başkanı, özellikle tekstil gibi sektörlerde kapasite kullanım oranlarının sınırlı bir seviyede kaldığını, ayrıca yüzde 15’lere varan istihdam kayıplarının ortaya çıktığını belirtiyor. Öte yandan, yatırımların sürekli ertelendiğini ve iş dünyası olarak yatırım planı yapmakta zorlandıklarını vurgulayan Aydın, “Yüksek faiz, yatırım ve üretimin önünde büyük bir engel teşkil etmekte ve finansmana erişimi zorlaştırmaktadır. İş dünyası olarak, finansmana erişim sorunuyla mücadele etmekteyiz. Yüksek faiz ortamında hem finansa çok ağır maliyetlerle erişiyoruz hem de işletmeler kılı kırk yararcasına finansa erişim sağlayabiliyorlar” diyor.

“KREDİYE ERİŞİM SORUNU KREDİ MALİYETİNDEN DAHA ÖNEMLİ”

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç ise, İstanbul iş dünyasının enflasyonun düşürülmesi konusunda mutabık olduğuna ancak bunun piyasaya yansımaları hususunda beklentilerin de karşılanması gerektiğini ifade ediyor. Bu beklentilerden en önemlisinin özellikle KOBİ’lere yönelik kredi tahsislerinin kredi kısıtlamaları dışında bırakılması olduğunu söyleyen Avdagiç, “Bununla ilgili alınmış bazı kararlar var. Bankalar, bu çerçevenin kendilerini zorladığını ifade ederek KOBİ’lere yeterli kredi plase edemiyorlar. Krediye ulaşma konusu, şu anda kredi maliyetinden de daha önemli bir konu” diye konuşuyor. Avdagiç’e göre reel sektör için ikinci önemli konu da Merkez Bankası’nın referans faizi ile ticari kredi faiz arasındaki makas. Bankaların, mevduatlarının yüzde 60’ını TL olarak bulundurma mecburiyetinden dolayı çok agresif bir şekilde TL mevduata hücum ettiklerini belirten İTO Başkanı, “Bu da TL mevduat toplarken bankaların maliyetini yükseltiyor. Bankalar da maliyet yükseldiği için kredi maliyetlerini otomatik olarak yükseltmek zorunda kalıyorlar” görüşünü paylaşıyor. Durumun, sadece bankaların düzenleyebileceği bir konu olmadığını ifade eden Avdagiç, şöyle devam ediyor: “Neticede empati de yapmak lazım. Siz şu anda hala yüzde 47-48 ile mevduat topluyorsanız, bunu kaçla satacaksınız? Bu anlamda o oranların da gözden geçirilmesinde fayda var. Keskin ve sert kuralların hepsi bir arada olunca sistemde ciddi bir daralma ortaya çıkıyor.”

Devamı Z Raporu Dergisi Kasım 2025 sayısında…

Dikkat çekenler...