MERKEZ BANKALARINDA BÜYÜK İKİLEM

ABD-İRAN ÇATIŞMASI VE HÜRMÜZ BOĞAZI’NIN KAPANMASIYLA ARTAN ENERJİ FİYATLARI KÜRESEL ENFLASYONİST BASKIYI YENİDEN ARTIRDI. SAVAŞIN BAŞLADIĞI 28 ŞUBAT TARİHİNE KADAR MAJÖR MERKEZ BANKALARI FAİZ İNDİRİMLERİNİ GÜNDEMLERİNDE TUTARKEN SAVAŞLA BİRLİKTE ARTAN ENFLASYONİST BASKI KARŞISINDA YENİDEN FAİZ ARTIRIM POLİTİKALARINA GERİ DÖNÜLDÜ. İLK FAİZ ARTIRIMI AVRUPA MERKEZ BANKASI’NDAN GELİRKEN FED FAİZ ARTIRIMI İÇİN BİR SÜRE DAHA BEKLE GÖR POZİSYONUNU KORUYOR. BÜYÜMELERİN YAVAŞLADIĞI BİR SÜREÇTE MERKEZ BANKALARININ SIKILAŞTIRMA POLİTİKALARI İÇİN ELİ RAHAT DEĞİL. MERKEZ BANKALARI İÇİN SAVAŞIN SEYRİ SON DERECE ÖNEMLİ OLURKEN BAŞTA FED OLMAK ÜZERE TCMB DE DAHİL PEK ÇOK MERKEZ BANKASI İÇİN EYLÜL AYI KRİTİK ÖNEMDE.

GİZEM TÜMBAY KOÇAK

Dünya genelinde merkez bankaları bir kez daha büyük bir ikilemde. ABD-İran savaşı ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla enerji fiyatları sert artış gösterdi. Dünya petrol ticaretinin dörtte birinin yapıldığı Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla enerji tedarikinde yaşanan daralma gerek petrol fiyatlarını gerekse de doğalgaz fiyatlarını son yılların en yüksek seviyesine taşıdı. Tedarikte Hürmüz Boğazı’na bağımlı olan ülkeler fiyatlardaki artışın yanı sıra tedarikte de büyük aksamalar yaşadı. Tedarikte Hürmüz Boğazı’na bağımlı olmayan ülkeler de artan fiyatların şokundan kurtulamadı. Hürmüz Boğazı’na bağımlılığı en düşük seviyede olan ABD de dahil artan enerji fiyatlarını baskılayabilmek için stratejik stoklarını devreye aldı. Buna rağmen ülkede benzinin galonu 4 doları aştı. Stratejik stokları ise son 42 yılın en düşük seviyesine geriledi.

Dünya genelinde artan enflasyonist baskı merkez bankalarının gündemindeki faiz indirimlerini masadan kaldırdı yerine yeniden faiz artırımlarını taşıdı. Majör merkez bankaları içerisinde Avrupa Merkez Bankası faizi artırarak bunun ilk adımını attı. Fed biraz daha beklemeyi tercih ederek Eylül ayına işaret etti. TCMB’nin de gündemi faiz indirimlerinden faiz artırımına henüz dönmemiş olsa da bekle gör pozisyonunu korumak yönünde. Ancak merkez bankalarının eli faiz artırma konusunda çok da rahat değil. Zira büyüme oranları pek çok ülkede yavaşlıyor. Bu nedenle de merkez bankaları faiz indirme dönemine girmişti. Artan enerji maliyetleri enflasyonda arz yönlü bir şoka neden olurken sıkılaştırma politikalarının bu süreçte ne denli işe yarayacağı da büyük bir soru işareti.

“YA ENFLASYON YA BÜYÜME” İKİLEMİ GERİDE KALIYOR

Kocaeli Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özgür Bayram Soylu’ya göre bu tablo, merkez bankalarının manevra alanını fiilen daraltıyor. Klasik döngüde faiz indiriminin “büyümeyi destekleme” aracı olduğunu ancak enflasyon kalıcılaştığında erken bir indirimin politika güvenilirliğini zedeleme ve enflasyon beklentilerini yeniden bozma riski taşıdığını vurgulayan Soylu, “Faizi yüksek tutmaya devam etmek, zaten yavaşlayan büyümeyi ve istihdamı daha da baskılar. Fed’in Temmuz kararının 9’a karşı 3 oyla, üç üyenin faiz artışından yana oy kullanması, bu ikilemin karar organlarının içine kadar sızdığının açık bir göstergesi. Kısacası merkez bankaları artık ‘ya enflasyon ya büyüme’ değil, ‘hangi zamanlamada, ne kadar hata payıyla’ sorusuyla, çok daha dar bir koridorda hareket ediyor” diyor.

Ancak Soylu’ya göre mevcut risk, klasik bir talep kaynaklı enflasyondan farklılaşıyor. Merkez bankalarının faiz aracıyla doğrudan müdahale edemediği enerji fiyatları, jeopolitik gerilimler ve ticaret savaşları, fiyat istikrarı açısından yine de politika yapıcıların tepki vermesini gerektiriyor. Bu nedenle söz konusu arz şokları, para politikası açısından en zor yönetilen risk kategorilerinden biri olarak gösteriliyor.

Devamı Z Raporu Eylül 2026 Sayısında…

Dikkat çekenler...