İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE ARTAN SU TALEBİ, SU KAYNAKLARI ÜZERİNDEKİ BASKIYI KÜRESEL ÖLÇEKTE DERİNLEŞTİRİRKEN, SU GÜVENLİĞİ EKONOMİK SİSTEMLERİN EN KRİTİK BAŞLIKLARINDAN BİRİ HÂLİNE GELİYOR. TÜRKİYE, KİŞİ BAŞINA DÜŞEN YILLIK KULLANILABİLİR SU MİKTARI BAKIMINDAN “YÜKSEK SU STRESİ” YAŞAYAN ÜLKELER ARASINDA YER ALIRKEN, ÖZELLİKLE KONYA, MARMARA VE EGE HAVZALARINDAKİ RİSK DAHA DA BÜYÜYOR. KURAKLIK, YERALTI SU SEVİYELERİNDEKİ DÜŞÜŞ VE DÜZENSİZ YAĞIŞ REJİMLERİ; TARIM, SANAYİ, ENERJİ VE TEDARİK ZİNCİRLERİ ÜZERİNDE CİDDİ KIRILGANLIKLAR YARATIYOR. UZMANLARA GÖRE ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE SU KRİZLERİ YALNIZCA ÇEVRESEL DEĞİL, EKONOMİK BÜYÜME, ÜRETİM SÜREKLİLİĞİ VE GIDA GÜVENLİĞİ AÇISINDAN DA BELİRLEYİCİ OLACAK.
GİZEM TÜMBAY KOÇAK
Su, artık yalnızca bir doğal kaynak değil, jeopolitik güç unsuru ve küresel üretim sisteminin de belirleyici bir parçası. Öyle ki dünya yüzey sularının yaklaşık yüzde 60’ının birden fazla ülke tarafından paylaşılması ve dünya nüfusunun yaklaşık yarısının sınır aşan su havzalarında yaşaması, suyun stratejik önemini daha da artırıyor.
İklim değişikliği, nüfus artışı ve artan su talebi, su kaynakları üzerindeki baskıyı derinleştirirken birçok ülke iklim değişikliğini artık ulusal güvenlik sorunu olarak tanımlıyor. Bu kapsamda su kaynakları da güvenlik politikalarının önemli başlıklarından biri olarak ele alınıyor.
Küreselleşmeyle birlikte artan karşılıklı bağımlılık ise su krizlerinin etkisini yerel ölçekte bırakmıyor, ekonomik, ticari ve sosyal etkileri küresel ölçekte hissedilebilir hâle getiriyor. Özellikle fiziksel su kıtlığı yaşayan ve gıda güvenliğini büyük ölçüde ithalat yoluyla sağlayan ülkeler açısından bu durum ciddi riskler oluşturuyor.
DEĞİŞEN YAĞIŞ REJİMİ SU GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDİYOR
Yağış rejimlerini değiştirerek su kaynakları üzerinde doğrudan etkili olan sebeplerin başında ise iklim değişikliği geliyor. Son yıllarda bazı bölgelerde toplam yağış miktarı azalırken, bazı bölgelerde artış görülüyor. Ancak asıl değişim yalnızca yağış miktarında değil, yağışın zamanı, süresi ve mekânsal dağılımında yaşanıyor. Kısa süreli ve şiddetli yağışların artması taşkın ve sel riskini yükseltirken, kar yağışlarının azalması ve artan sıcaklıklar buzulların daha hızlı erimesine yol açıyor.
Bunun yanında bölgesel kuraklıkların daha sık ve daha şiddetli yaşanması, buharlaşmayı artırarak havza bazlı su bütçesi dengesini bozuyor. Bu dengesizlik yalnızca yüzey sularını değil, yeraltı suları, göller ve sulak alanlar üzerinde de baskı oluşturuyor. Bu tablo da tarımsal üretimden enerjiye, içme suyu arzından ekosistem sağlığına kadar geniş bir alanda yeni ve artan riskleri beraberinde getiriyor.
“SU, TÜM EKONOMİK SİSTEMİN TEMEL TAŞI”
Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, suyun yalnızca çevresel bir kaynak değil, tüm ekonomik sistemin temel taşı olduğuna dikkat çekiyor. Yıldız’a göre su, bir sektör olmanın ötesinde tarımdan sanayiye, enerjiden şehirleşmeye kadar tüm ekonomik alanları birbirine bağlayan stratejik bir “konnektör” niteliği taşıyor. Bu nedenle su yönetiminin yalnızca belirli kullanım alanları üzerinden değil, doğal su döngüsünü kapsayan bütüncül bir sistem yaklaşımıyla ele alınması gerektiğini vurguluyor.
Yıldız, su güvenliğinin artık yalnızca su kaynaklarının korunmasıyla sınırlı bir konu olmadığını, enerji, gıda ve çevre güvenliğiyle birlikte bütünleşik bir sistem içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Günümüzde bu dört alan arasındaki karşılıklı bağımlılığın giderek arttığına dikkat çeken Yıldız’a göre, su güvenliğinde yaşanacak bir bozulma yalnızca çevresel değil, ekonomik güvenlik açısından da ciddi riskler yaratıyor. Öyle ki finans literatüründe de artık su riski, finansal risk olarak değerlendiriliyor.
ESKİ ALTYAPILAR RİSKLERİ BÜYÜTEN ÖNEMLİ UNSURLAR ARASINDA
Prof. Dr. Mehmet Çakmakcı’ya göre önümüzdeki 10 yılın en önemli riskleri arasında artan kuraklık, su kıtlığı, yeraltı su rezervlerinin azalması, aşırı hava olayları, tarımsal üretimde düşüş, gıda fiyatlarında artış ve su kaynaklı sosyal gerilimler yer alıyor. Ayrıca Çakmakcı, su yönetimindeki yetersizliklerin ve eski altyapıların da riskleri büyüten önemli unsurlar arasında sayılabileceğinden bahsediyor.
Benzer bir görüş de Yıldız’dan geliyor. Yıldız’a göre özellikle iklim değişikliği, artan nüfus, kirlilik ve hızlı kentleşme nedeniyle önümüzdeki 10 yılda su yönetişimi üzerindeki baskının daha da artması bekleniyor. Artan baskılar nedeniyle gelecekte su yönetiminin ekonomik büyüme, ekolojik denge ve sosyal kalkınma hedefleri arasında denge kurmasının da zorlaşması bekleniyor.
Bu süreçte bazı alanlarda ödünleşmeler yaşanabileceği, özellikle çevresel akışın korunması konusunda risklerin artabileceği belirtiliyor. Birçok havzada sektörel su tahsisleri arasında rekabetin yoğunlaşması, tarım, sanayi ve içme suyu ihtiyaçları arasında yeni gerilim alanlarının oluşabileceği ifade ediliyor. Aynı zamanda yeraltı su seviyelerindeki düşüş, su kalitesindeki bozulma ve su bütçesi açıklarının da geleceğin en önemli su güvenliği riskleri arasında olması bekleniyor.
Devamı Z Raporu Haziran 2026 Sayısında…
