GÖNÜLSÜZ DÜNYA LİDERİ ÇİN

Küreselleşme sona mı eriyor? Dünyamız siyasi bir belirsizliğe doğru mu evriliyor? Bunlar, son 30 yılda küreselleşmenin nimetlerinden sonuna kadar faydalanan ve rekor büyüme rakamları yakalayan Çin’i şu sıralar meşgul eden iki kritik soru. Komünist rejimle yönetilen ejderha, küreselleşmenin yeni jandarması olacak mı? Çin Devlet Başkanı Xi JinPing’in bir ilki gerçekleştirerek Davos’ta poz vermesi, bu soruya ‘evet’ cevabını verdiğini gösteriyor.

Sernur Yassıkaya 

cin

Ocak ayında dünyamız, tarihi dönüm noktası denebilecek iki önemli gelişmeye sahne oldu. Bunlardan birisi Donald Trump’ın tüm yerleşik düzen aktörlerini yıkarak, ABD’nin 45. Başkanı olarak resmen görevine başlamasıydı. Bir diğeri ise Çin Devlet Başkanı Xi JinPing’in, küresel finans kapital’in valhallası olan Davos’a katılması oldu. Bu ziyareti tarihi kılan iki unsur vardı. Birincisi, tarihte ilk kez bir Çin devlet başkanının bu etkinliğe katılması; ikincisi ise ise komünist bir tek parti rejiminin, zirvede adeta liberal dünya düzeninin ve küreselleşmenin adeta savunuculuğa soyunması idi. Obama döneminin özellikle ikinci yarısında, ABD’nin adeta dünya jandarmalığı rolünü ve küresel sistemin şemsiyesi olma rolünü terk etmesi ile Çin’in bu boşluğu doldurup dolduramayacağına yönelik sorular gündemde öne çıkmaya başlamıştı. İşte Xi JinPing’in Davos çıkarması, Çin’in bu role aday olduğunun somut göstergelerinden biri olması nedeniyle önemli. Dünya’nın belli başlı güçlerinin, ABD, Rusya, Almanya, Fransa, devlet başkanları düzeyinde temsil edilmediği bir platformda Çin’in varlık göstermesi önümüzdeki yıllar için önemli işaretler taşıyordu. Öyle ki Xi’nin Davos’taki konuşmasında küreselleşmeyi savunan, “Beğenin ya da beğenmeyin küresel ekonomi kurtulamayacağınız bir okyanustur.” sözü küresel anlamda büyük yankı buldu. Yine dünyanın en büyük e-ticaret sitesi, Çinli Alibaba’nın kurucusu ve sahibi Jack Ma’nın Davos’taki varlığı ve “ABD 30 yılda savaşlara 14.2 trilyon dolar harcadı. Bu parayı küresel alanda alt yapı yatırımlarına, beyaz ve mavi yakalılara harcasaydı ne olurdu” sözleri ile ABD’yi küresel ekonominin mevcut durumu ile ilgili eleştirmesi de öne çıkan gelişmelerdendi.
Elbette bu sözler bir rastlantı değil. Donald Trump ile ekonomide korumacı politikaları öne çıkartacağını ilan eden ABD ve Brexit ile küresellşemenin belki de en büyük projesi, ilk ve tek ulusüstü yapı olan Avrupa Birliği’nin büyük darbe alması, Birlik’te kimi ülkelerin ortak pazardan çıkarak, ülke çıkarlarını öne alan ekonomi politikalarına dönüş işaretlerini vermesi Çin için alarm veren işaretlerdi. Belki ironik ama son otuz yılda küreselleşmenin nimetlerinden en çok faydalanan komünist Çin için küresel ticarette korumacı tedbirlerin destek bulması istenen bir durum değil. Geçtiğimiz on yıllarda ortalama yüzde 10’luk büyüme rakamlarını yakalayan Çin, özellikle son birkaç yılda küresel ticaret yavaşlaması ve pazarın daralmasından oldukça muzdarip. ABD ve Avrupa Birliği gibi kendisi için son derece önemli iki büyük pazarın hem siyasi hem de ekonomik olarak sıkıntılı süreç yaşaması direkt olarak Çin ekonomisi de vuruyor. Çin İstatistik Bürosunun Ocak ayında açıkladığı veri de bu durumu doğrular nitelikteydi. Açıklamaya göre Çin ekonomisi 2016 yılında yüzde 6,7 oranında büyümüştü. İlk bakışta bu oldukça pozitif bir rakam olarak düşünülebilir lakin, bu rakam Çin için son 26 yıldaki en düşük büyüme oranı anlamına geliyor. Bu yüzden Çin, bir yandan küresel ekonomiyi ayakta tutacak ve arz/tedarik yolları sağlama alacak, Bir Kuşak-Bir Yol adını verdiği yeni İpek Yolu Projesini gündeme alırken, diğer taraftan da iç tüketimi artırmanın ve bunun yanında artan işgücü maliyetlerini sübvanse etmenin yollarını arıyor.
YENİ DÖNEMİN GERÇEĞİ SERT GÜÇ OLMAK
Çin, mevcut noktada zor bir seçimle karşı karşıya. Bu seçimlerden birisi de aslında onun için oldukça erken. Çin’in genel büyüme stratejisine ve diplomasi tarzına bakıldığında, işbirliğini öne aldığı, uzlaşmacı ve ekonomik gücünü havuç olarak kullandığı, sert gücünü öne çıkarmamayı tercih ettiği rahatlıkla görülebilir. Tabii bu sırada da ABD’nin koruma şemsiyesinde bulunan küreselleşmenin nimetlerinden olabildiğince ve en az maliyetle faydalanmak da bu stratejinin önemli unsurlarındandı. Ne var ki hem Brexit hem de ABD’de Trump’ın seçilmesi, Çin’in yumuşak diplomasisinin artık istenen verimi sağlayamayacağını gösteriyor. Özellikle Trump’ın selefi aksine, ABD’nin çıkarlarını korumak adına küresel ekopolitik sistemi sarsabileceğine yönelik verdiği işaretler yeni dönemde belirleyici olacak. Örneğin Trump’ın “tek Çin” politikasına meydan okurcasına seçildikten hemen sonra Tayvan Devlet Başkanı’nı araması, Çin’in yeni dönemde sert gücünü öne çıkarmasına sebep olacak gelişmelerden. Bunun da anlamı ülkenin halihazırda zaten artan savunma harcamalarının daha da yükselmesi anlamına geliyor. Yine Trump’ın ülke dışındaki yatırımları içeri çekmeye yönelik uygulayacağı ekonomi politikaları da dünyanın en büyük ikinci ekonomisini hiç de istemeyeceği daha sert bir rekabet ortamı ile karşılaşması anlamına geliyor.
Ne var ki Çin için artık maliyetsiz büyüme ve küreselleşmenin nimetlerinden yararlanma dönemi geri de kaldı. Artık uzunca zamandır kendisinden beklenen liderlik rolünü oynamak, küresel finans kapitalin jandarmalığını üstlenmek durumunda. Davos’taki Çin mevcudiyeti aslında bu zımni anlaşmanın imzalanması anlamına geliyor. Gönülsüzce de olsa Çin hem ekonomik hem de siyasi düzlemde dünyanın liderliğine soyunuyor. Çünkü Çin, iki dünya savaşının yaşandığı son yüzyıla baktığında biliyor ki, eğer kendisi bu role soyunmazsa, karşısında daha kaotik ve daha maliyetli bir dünya bulabilir

Devamı Derin Ekonomi Dergisi Şubat 2017 sayısında….

Dikkat çekenler...