Gıda enflasyonunda çözüm dikey tarım mı?

ARTAN GIDA ENFLASYONU, YÜKSELEN LOJİSTİK MALİYETLERİ VE İKLİM KAYNAKLI ARZ SORUNLARI, ŞEHİRLERİN GIDAYA ERİŞİM MODELİNİ YENİDEN TARTIŞMAYA AÇIYOR. ÖZELLİKLE İSTANBUL GİBİ MEGA KENTLERDE “TÜKETİLDİĞİ YERDE ÜRETİM” YAKLAŞIMIYLA ÖNE ÇIKAN DİKEY TARIM SİSTEMLERİ; DÜŞÜK FİRE, KONTROLLÜ ÜRETİM VE YIL BOYU KESİNTİSİZ TEDARİK AVANTAJIYLA DİKKAT ÇEKİYOR. ENERJİ MALİYETLERİ HÂLÂ SEKTÖRÜN EN BÜYÜK SINAVI OLARAK GÖRÜLSE DE UZMANLAR, DİKEY TARIMIN ÖZELLİKLE YAPRAKLI YEŞİLLİKLER, AROMATİK BİTKİLER VE KISA RAF ÖMRÜNE SAHİP ÜRÜNLERDE ŞEHİRLERİN GIDA ARZ GÜVENLİĞİ AÇISINDAN STRATEJİK BİR TAMAMLAYICI MODELE DÖNÜŞEBİLECEĞİNİ BELİRTİYOR.

FATMA NUR DİNÇ

Artan nüfus, derinleşen iklim krizi ve yükselen lojistik maliyetleri, şehirlerin gıdaya erişim modelini yeniden tartışmaya açıyor. Özellikle İstanbul gibi mega kentlerde ürünün tarladan sofraya ulaşana kadar geçtiği uzun tedarik zinciri; nakliye, depolama, soğuk zincir ve fire maliyetleri nedeniyle fiyat baskısını artırıyor. Üretim bölgeleriyle tüketim merkezleri arasındaki mesafe büyüdükçe, taze ürünlerde kalite kaybı ve arz dalgalanmaları da daha görünür hâle geliyor.

Türkiye’de gıda enflasyonunu etkileyen başlıklar arasında enerji, gübre, işçilik ve kuraklığın yanı sıra lojistik maliyetleri de öne çıkarken, şehir merkezine yakın kontrollü üretim modelleri yeniden gündeme geliyor. Bu noktada dikey tarım sistemleri; yıl boyunca üretim yapılabilmesi, düşük su tüketimi, daha az fire ve şehir içinde üretim imkânı sayesinde alternatif bir model olarak dikkat çekiyor. Özellikle yapraklı yeşillikler ve kısa raf ömrüne sahip ürünlerde “tüketildiği yerde üretim” yaklaşımı, tedarik zincirini kısaltarak fiyat dalgalanmalarını sınırlayabilecek bir yapı sunuyor.

Küresel ölçekte de hızla büyüyen sektörün önümüzdeki yıllarda daha fazla yatırım çekmesi bekleniyor. Grand View Research verilerine göre küresel dikey tarım pazarı 2025 yılında 9,62 milyar dolar büyüklüğe ulaştı. Pazarın 2033 yılına kadar 39,2 milyar dolara yükselmesi ve 2026-2033 döneminde yıllık ortalama yüzde 19,3 büyüme kaydetmesi öngörülüyor. Artan organik gıda talebi de sektörün büyümesini destekleyen temel unsurlar arasında gösteriliyor.

Henüz geleneksel tarımın yerine geçebilecek bir ölçeğe ulaşmasa da dikey tarım; büyük şehirlerde gıda arz güvenliği, sürdürülebilir üretim ve fiyat istikrarı açısından tamamlayıcı bir model olarak öne çıkıyor. Özellikle tarım bölgelerine uzak ve nüfus yoğunluğu yüksek şehirlerde kontrollü üretim tesislerinin yaygınlaşmasıyla birlikte, gıda tedarik zincirinde yeni bir dönemin kapısı aralanıyor.

ÜRETİM TÜKETİM MERKEZİNE YAKLAŞIYOR

Dikey tarım sistemleri, özellikle büyük şehirlerde taze ürün tedarikini daha kontrollü hâle getiren bir model olarak öne çıkıyor. Şehir içinde veya şehir çeperinde kurulan kapalı üretim tesisleri sayesinde ürünler hasattan kısa süre sonra tüketiciye ulaştırılabiliyor. Bu durum hem lojistik maliyetlerini hem de depolama ve ürün kayıplarını azaltıyor. İstanbul Kapalı Dikey Tarım Uygulama Merkezi Proje Koordinatörü Hakan Aşan, büyük şehirlerde gıda arzının artık yalnızca üretim miktarıyla değil, üretimin tüketim merkezine ne kadar yakın organize edildiğiyle de değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Sistemin en dikkat çeken yönlerinden biri ise kontrollü üretim yapısı. Çok katlı raf sistemleriyle gerçekleştirilen üretimde sıcaklık, nem, ışık ve sulama gibi parametreler dijital olarak yönetiliyor. Böylece yıl boyunca kesintisiz ve standart kalitede üretim yapılabiliyor. Kentsel Tarım Uzmanı Ziraat Mühendisi Emrah Utlu, açık tarımda yaklaşık 100 dekarda alınabilecek ürünün dikey tarımda yaklaşık 1 dekarlık alanda üretilebildiğini belirtirken, marul gibi bazı ürünlerde hasat süresinin iki aydan yaklaşık bir aya kadar düşebildiğini ifade ediyor.

Uzun sevkiyat süreçlerinin taze ürünlerde kalite kaybını artırdığına dikkat çeken Utlu, İstanbul’a ulaşan bazı ürünlerin yaklaşık 900 kilometrelik mesafeden taşındığını ve süreç boyunca yüzde 20’ye varan fire oluşabildiğini söylüyor. Kapalı üretim modeli ise özellikle yapraklı yeşillikler, aromatik bitkiler ve kısa raf ömrüne sahip ürünlerde daha öngörülebilir bir tedarik yapısı oluşturuyor.

Tahıl ve bakliyat gibi geniş alan gerektiren ürünlerde ekonomik açıdan sınırlı kalan dikey tarım; marul, mikro yeşillikler, çilek ve aromatik bitkiler gibi yüksek katma değerli ürünlerde daha güçlü bir alternatif olarak görülüyor. Aşan, bu modeli geleneksel tarımın yerine geçen bir sistemden çok, büyük şehirlerin taze ürün tedarikini destekleyen tamamlayıcı bir üretim yaklaşımı olarak tanımlıyor.

Dikey tarım sistemlerinde üretimin sürdürülebilirliğini belirleyen en önemli başlıkların başında enerji maliyetleri geliyor. Özellikle tam kapalı ve yapay aydınlatmalı tesislerde elektrik giderleri, yatırımın ekonomik yapısını doğrudan etkiliyor. Utlu, yetiştirme modeline bağlı olarak enerji maliyetlerinin toplam üretim maliyetinin yüzde 70-80’ine kadar çıkabildiğini belirtiyor. En büyük gider kalemini ise bitkiye özel geliştirilen aydınlatma sistemleri oluşturuyor. Bu nedenle sektörde yalnızca yapay ışığa dayalı sistemler yerine, fiberoptik çözümler ve güneş tünelleri gibi hibrit modeller de tartışılıyor. Çatı tipi güneş enerjisi sistemleri ise ilk yatırım maliyetini artırsa da işletme giderlerini azaltan önemli araçlardan biri olarak görülüyor.

Devamı Z Raporu Haziran 2026 Sayısında…

Dikkat çekenler...