ÇİN, KÖMÜR ÜRETİMİNDEKİ GÜÇLÜ KAPASİTESİ VE SON YILLARDA HIZ KAZANAN YENİLENEBİLİR ENERJİ YATIRIMLARI SAYESİNDE ENERJİ İHTİYACININ BÜYÜK BÖLÜMÜNÜ KENDİ KAYNAKLARIYLA KARŞILAYABİLEN ÜLKELER ARASINDA GÖSTERİLİYOR. ENERJİ SİSTEMİNDE YÜZDE 80’İN ÜZERİNDE BİR YETERLİLİK ORANINA SAHİP OLMASI, İLK BAKIŞTA ÜLKENİN ENERJİ GÜVENLİĞİ AÇISINDAN GÜÇLÜ BİR KONUMDA BULUNDUĞU İZLENİMİNİ ORTAYA ÇIKARSA DA BU TABLO, ENERJİ DENKLEMİNDEKİ ÖNEMLİ BİR KIRILGANLIĞI DA PERDELEYEBİLİYOR. ÇÜNKÜ ÇİN EKONOMİSİNİN ÜRETİM, ULAŞIM VE PETROKİMYA GİBİ STRATEJİK SEKTÖRLERİNDE KRİTİK ÖNEME SAHİP OLAN HAM PETROL VE DİĞER SIVI YAKITLARDA DIŞ KAYNAKLARA BAĞIMLILIK DEVAM EDİYOR.
KADRİYE N. TUNÇSİPER
Dünyanın en büyük ham petrol ithalatçılarından biri olan Çin, yılda yaklaşık 4 milyar varil petrolü yurt dışından temin ediyor. Bu ithalatın önemli bir bölümü Körfez ülkelerinden sağlanırken, enerji akışı Malakka Boğazı ve Hürmüz Boğazı gibi küresel ticaret açısından kritik öneme sahip deniz geçiş noktalarından geçen rotalara bağlı bulunuyor. Bu nedenle Çin’in enerji güvenliği yalnızca üretim kapasitesiyle değil, aynı zamanda küresel enerji tedarik zincirlerinin kesintisiz işlemesine bağlı durumda.
İstanbul Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Deniz İstikbal de dünyanın en büyük imalat sanayi üreticisi ve ihracatçısı olan Çin’in yıllık ortalama 500 milyar doların üzerinde enerji ithalatı gerçekleştirdiğini, Çin’in aynı zamanda dünyanın en büyük enerji ithalatçısı olduğunu hatırlatarak ülkenin enerjide dışa bağımlılığı azaltmaya çalıştığını ifade ediyor.
EN BÜYÜK KIRILGANLIK PETROLDE
Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Çin, enerji alanında dikkat çekici bir çelişkiyle karşı karşıya bulunuyor. Küresel sanayinin lokomotiflerinden biri olmasına rağmen Pekin yönetimi, özellikle petrol ve doğal gazda önemli ölçüde dış kaynaklara bağımlı durumda. Bu durum, enerji güvenliğini Çin’in ekonomik büyüme stratejisinin ve dış politikasının merkezine yerleştiriyor.
Çin’in en büyük kırılganlığı petrolde ortaya çıkıyor. Ülke, tükettiği petrolün yaklaşık dörtte üçünü ithalat yoluyla karşılıyor. Dünyanın en büyük ham petrol tüketicisi olan Çin için enerji arzının kesintisiz devam etmesi de küresel risklerle doğrudan ilişkili. Orta Doğu’dan gelen petrol akışında yaşanabilecek herhangi bir aksama, Çin sanayisinden ulaştırma sektörüne kadar geniş bir alanı etkileyebilecek riskler taşıyor. Bu nedenle Pekin, Suudi Arabistan, Irak, İran ve Rusya gibi üretici ülkelerle enerji ilişkilerini güçlendirirken, bir yandan da stratejik petrol rezervlerini büyütmeye devam ediyor.
Doğal gazda da benzer bir tablo söz konusu. Çin, hızla artan enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla LNG ithalatını artırırken, Rusya ve Orta Asya ülkelerinden gelen boru hattı gazına da büyük önem veriyor. Özellikle Rusya ile geliştirilen enerji ortaklıkları, Pekin’in deniz yollarına bağımlılığını azaltma hedefinin önemli bir parçası olarak değerlendiriliyor.
DÜNYANIN EN BÜYÜK KÖMÜR ÜRETİCİSİ
Petrol ve doğal gazda kırılganlığa rağmen kömür, Çin’in enerji denkleminde farklı bir yerde duruyor. Dünyanın en büyük kömür üreticisi olan ülke, elektrik üretiminin önemli bölümünü yerli kaynaklarla karşılayabiliyor. Bu nedenle kömür, Pekin açısından hem enerji arz güvenliğinin hem de sanayi üretiminin temel dayanaklarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak çevresel kaygılar ve karbon emisyonlarını azaltma hedefleri de Çin’i enerji sepetini çeşitlendirmeye zorluyor.
Bugün dünyada tüketilen her dört ton kömürün yaklaşık biri, Çin’de elektrik üretmek amacıyla yakılıyor. Hükümet, sanayi ve konut sektörlerinde doğal gaz kullanımını artırarak emisyonları düşürmeyi ve hava kalitesini iyileştirmeyi hedeflerken, ülkenin kömür santrali filosu görece genç, yüksek verimli ve doğal gaz santrallerinin yaklaşık on katı büyüklüğünde bulunuyor. Mevcut doğal gaz fiyatları dikkate alındığında, yeni rüzgâr ve güneş enerjisi yatırımları, yeni doğal gaz santrallerine kıyasla daha düşük maliyetli elektrik üretme imkânı sunuyor. Bu nedenle doğal gazın kömürün yerini doğrudan almasından ziyade, yenilenebilir enerji kaynaklarının sisteme entegrasyonunu destekleyen tamamlayıcı bir rol üstlenmesi bekleniyor.
İstanbul Gedik Üniversitesi ASEAN Merkezi Müdürü Sibel Karabel de Çin’in hem kömürde en büyük üretici ve tüketici olmasının hem de emisyonları azaltma hedefinin ilk bakışta bir çelişki olarak görülebileceğini, ancak yenilenebilir enerjide dünya liderliği ve nükleer enerji yatırımları ile bunun dengelendiğini belirtiyor.
TEMİZ ENERJİDE ATILIM VAR
Kömür, Çin’in enerji tüketiminin yarısından fazlasını oluşturmaya devam ederken, son yıllarda en hızlı büyüyen kaynaklar güneş, rüzgâr ve nükleer enerji oldu. Bu durum, Pekin’in enerji güvenliği hedefleri doğrultusunda enerji sepetini çeşitlendirmeye çalıştığını gösteriyor.
Bu ölçütlere göre Çin açık bir rekabet avantajına sahip. Elektrik, toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 30’unu oluştururken, bu oran ABD ve Avrupa’da yaklaşık yüzde 20 civarında. AB, tüm iklim hedeflerine ve elektrifikasyon amaçlarına rağmen, ithal fosil yakıtlara ve yabancı temiz teknolojilere bağımlı kalmaya devam ediyor.
Devamı Z Raporu Temmuz 2026 Sayısında…
