SERNUR YASSIKAYA
ABD Başkanı Donald Trump, İran konusunda belki de başkanlığının en karmaşık stratejik açmazlarından biriyle karşı karşıya. Ortadoğu’ya son 30 yılın en büyük askeri yığınaklarından birini gönderdiği ifade edilirken, Tahran’ın müzakere masasında yalnızca nükleer dosyayı konuşacağını, bölgesel politikalar, füze programı ve vekil güçler gibi başlıklarda geri adım atmayacağını net biçimde ortaya koyması, Washington’ı beklenmedik bir ikileme sürükledi. Kasım ayında yapılacak ara seçimler yaklaşırken, Beyaz Saray bir yandan “zayıf” görünmek istemiyor, diğer yandan Ortadoğu’da geniş çaplı bir savaşı başlatan yönetim olarak seçmene gitmenin maliyetinden çekiniyor. Bu çerçevede Trump’ın önündeki seçenekler daralırken, riskler büyüyor.
MALİYETLİ SENARYOLAR
Son dönemde tartışılan senaryolardan biri, İran’a yönelik “sınırlı” bir askeri operasyon düzenlenmesi ve daha büyük bir saldırının ilerleyen aylara bırakılması. Ancak bu yaklaşımın ciddi stratejik sakıncaları var. İran yönetimi, geçmiş krizlerden ve özellikle kısa süreli çatışmalardan, ABD’nin uzun süreli ve maliyetli bir savaşa girme konusunda isteksiz olduğu sonucunu çıkarmış olabilir. Böyle bir ortamda sınırlı bir saldırı, caydırıcılığı artırmak yerine İran’ın bu kanaatini pekiştirebilir. Tahran, Washington’un iç siyasi takvim ve kamuoyu baskısı nedeniyle kapsamlı bir savaşı göze alamayacağını düşünürse, diplomatik taviz verme ihtiyacı da azalır. Öte yandan, böylesi bir askeri yığınak sonrasında geri adım atmak da ciddi bir prestij kaybı riski taşıyor. ABD, büyük bir hava ve deniz gücünü bölgeye sevk etmişse de bunu aylarca “beklemede” tutmak hem lojistik hem moral hem de hazırlık seviyesi açısından maliyetli. Gücü geri çekmek ise birkaç ay sonra yeniden konuşlandırma ihtiyacı doğurabilir ki bu da hem ekonomik hem askeri planlama açısından tartışmaları beraberinde getirecektir. Dolayısıyla “sınırlı vur, bekle, sonra büyüt” stratejisi pratikte sürdürülebilir görünmüyor.
SİYASİ FATURA KORKUTUYOR
Kasım ayında yapılacak ara seçimler, Trump yönetiminin karar alma sürecinde belirleyici bir faktör. Amerikan seçmeni tarihsel olarak uzun ve maliyetli dış savaşlara karşı temkinli bir tutum sergilemiştir. Irak ve Afganistan tecrübeleri hâlâ hafızalardayken, İran gibi coğrafi olarak büyük, askeri kapasitesi yüksek ve bölgesel vekil ağları geniş bir ülkeyle çatışmaya girmenin sonuçlarının belirsizliği, ABD’nin müzakere masasını hâlâ devirmemesinde etkili faktörlerden biri. Trump açısından en büyük ikilem ise, aylarca sert söylemlerle büyük bir operasyon tehdidinde bulunup ardından geri adım atmak, iç siyasette “kararsızlık” ve “blöf” eleştirilerine yol açabilecekken, küresel alanda “Güç yoluyla barış” politikasının altını boşaltarak, önümüzdeki üç yıllık dönemde Trump’ın küresel politikasını hem Çin gibi hegemon güçler hem de potansiyel rakipler karşısında zayıflatabilir. Ancak gerçekten büyük bir askeri harekât başlatmak da petrol fiyatları, küresel piyasa istikrarı ve Amerikan askerî kayıpları üzerinden siyasi faturaya dönüşebilir. Böyle bir ikili baskı, Trump yönetimini sıkıştırıyor.
İRAN’IN STRATEJİK AVANTAJLARI
İran, ne Venezuela ne de Küba gibi sınırlı askeri kapasiteye sahip bir ülke. Coğrafi genişliği, dağlık arazi yapısı, asimetrik savaş doktrini ve özellikle Devrim Muhafızları üzerinden inşa ettiği bölgesel ağ, doğrudan askeri müdahaleyi son derece karmaşık hale getirir. İran’ın vekil güçleri aracılığıyla Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi alanlarda karşılık verme kapasitesi bulunuyor. Ayrıca Tahran yönetimi, iç karışıklıkları sert biçimde bastırarak kısa vadede rejim kontrolünü sağlamlaştırmış durumda. Bu durum, dış baskı karşısında daha dirençli bir pozisyon almasına imkân tanıyor. ABD’nin yalnızca hava saldırılarıyla İran’ı “teslim almaya” çalışması gerçekçi görünmüyor, zira İran’ın altyapısı ve askeri tesisleri geniş bir coğrafyaya yayılmış durumda. Bu da operasyonun süresini ve maliyetini artırır.
ABLUKA SENARYOSU VE PETROL FİYATLARI
ABD’nin bölgedeki bazı müttefiklerinin İran’a karşı geniş çaplı bir savaşa mesafeli olduğu biliniyor. İsrail faktörü ayrı bir denklem oluştursa da, Washington’ın tek başına veya sınırlı destekle büyük bir savaşa girmesi, bölgesel dengeleri sarsabilir. Böyle bir senaryo, Trump’ın önümüzdeki üç yıllık başkanlık dönemini belirleyici ölçüde şekillendirebilir. Bir diğer kritik başlık enerji güvenliği. İran’ın Çin ile petrol ticareti anlaşmaları, Washington’ın baskı politikasında önemli bir unsur. ABD, Tahran’ın petrol ihracatını kısıtlamak amacıyla daha sert deniz denetimleri ya da fiili bir abluka seçeneğini değerlendirebilir. Ancak bu noktada İran’ın elindeki en güçlü koz Hürmüz Boğazı. Küresel petrol ticaretinin önemli bir bölümü bu dar geçitten sağlanıyor. İran’ın burada askeri tatbikatlarla veya fiili engellemelerle tansiyonu yükseltmesi, petrol fiyatlarını hızla yukarı çekebilir. Trump açısından en istenmeyen senaryo, seçim sürecine girerken enerji fiyatlarının kendi kriz yönetimi nedeniyle artmasıdır. ABD’de benzin fiyatları doğrudan seçmen algısını etkileyen bir faktördür. Petrol fiyatlarındaki sert artış, enflasyonist baskıyı artırarak iç politikada ciddi bir yük oluşturabilir. Bu da meseleyi yalnızca ABD-İran krizi olmaktan çıkarıp daha geniş bir jeopolitik hesaplaşmaya dönüştürebilir.
Devamı Z Raporu Mart 2026 Sayısında…
